18+
реклама
18+
Бургер менюБургер меню

Халит Зия Ушаклыгиль – Mai ve Siyah (страница 13)

18

Issız, karanlık sokaklar, soğuk rüzgârlarla karışık sıkı bir yağmur…

O sokaklardan, o yağmurun altından geçer; ta Vezneciler’e kadar gelir. Kapının önünde, zile dokunmadan önce bir soluk alır. Sonra kapı açılınca daha yemeğini bitirememiş, yağlı elini silmemiş uşağın tuttuğu mumun ışığıyla dar bir merdiveni çıkar, selamlık odasına girer, orada bekler; ta ki küçük bey kitaplarını alıp haremden çıksın…

“Hoca efendi, bugün hiç çalışamadım; affınızı rica ederim.” girişiyle, küçük bey içeri dalar. Ahmet Cemil’in her şeyden çok bu “hoca efendi” deyimi canını sıkar. Niçin? Canı sıkılmaya hakkı var mıydı?

Çocuk küçük bir yaramazdır ama yaramazlıkları bir terbiye süsü altında saklıdır. Öğrencisinin hiçbir incelik ve terbiye dışı hâline rastlamamış olmakla birlikte, ufak bir kınamada bulunsa çocuğun yapmacık bir utanmıştık hâliyle gözlerini indirerek içinden “Budala sen de!.. Sana ne oluyor? İster çalışır ister çalışmam. Keyfimin kâhyası değilsin ya!..” diyeceğini kesinlikle bilmektedir; onun için her zaman onun bu bağışlanma dileğini kabul eder. Zaten çocuğun kendisiyle birlikte bulunduğu sürenin dışında ders çalışmadığını da bilir.

Derse başlanır; örneğin matematikten bölme anlatılacak, dünyanın yuvarlaklığı açıklanacak, bir küçük masal okunacak, ele geçen bir kitaptan imla yazdırılacak…

Bunlara karşılık o küçücük sıcak odada, minderin üzerine boylu boyuna uzanarak Musset’nin “Geceler”ini, Hugo’nun tiyatrolarını, Lamartine’in “Düşünceler”ini okumak için nasıl büyük bir özlem duyardı.

Bir vakit gelirdi ki her ikisi de yorulur; çocuk küçücük eliyle ağzını saklayarak esnemeye başlar, Ahmet Cemil’in yorgun gözleri süzülürdü. Bir ara uşak görünür, “Hanımefendi haber göndermiş, küçük bey artık yorulmuştur, diyor.” sözü üzerine derse son verilir. Çünkü bir an önce hareme dönmek için sabırsızlandıklarından bunun çocukla uşak arasında bir uydurma anlaşma olması pek çok ihtimal altında bulunmakla birlikte o aldanmayı yeğlerdi.

Geri dönerken başka bir bölüm başlardı. Uşak yavaş yavaş kendisiyle senli benli olmuştu. Ahmet Cemil buna sessizlikten başka bir karşılık vermediğinden uşak, evde konuşma fırsatı bulamadan geçen hayatının öcünü kendisinden çıkarırdı.

Elinde muşamba feneri sallayarak, ilk önce önden gitmek âdet iken her seferinde bir iki parmak geri kala kala sonunda yan yana gitmeye başladığı Ahmet Cemil’e bu geveze uşak bütün dertlerini döktü. Memleketinde kendisini bekleyen nişanlısından bile söz etti… O yalnız dinler veya dinlemeksizin susardı. Sonunda sokağın başına gelince uşak “Eh! Artık buradan gidersiniz…” derdi. Ahmet Cemil hafif bir selamla ayrılır; titreyerek anahtarı sokar, çamurlu lastiklerle paltosunu hemen taşlığa atar, odasına çıkar; giysilerini öteye beriye iliştirir, hayatta kendisine alın yazısınca verilmiş tek dinlenecek yeri olan yatağa girer…

Kendi kendisine, Uyu zavallı çocuk; yeşil eski çuhalı yazı masasının kenarında, karanlık çamurlu sokaklarda, küçük nazlı çocuğun sürekli esneyen yüzü karşısında geçen o aşırı zahmet, eziyet saatlerinden sonra şu sıcak, temiz yatağın içinde, aydınlık mavi bir gökyüzünün elmas yağmuru altında, doğmasını beklediğin umut güneşini görmeye çalışarak derin, uzun bir avunma uykusuyla uyu!.. diye içinden bir ninni söyler gibidir.

6

Tepebaşı şölenini izleyen günün sabahı, Ahmet Cemil gazeteye alışılmıştan biraz geç, gecenin mahmurluğunun ağır tesiriyle biraz sersemce geldiği zaman Ahmet Şevki Efendi’den başka kimseyi bulamamıştı.

Sabahları çıkan gazete idarehaneleri en çok sabahları sessizdirler. Gece gazete basılmış, sabahleyin şafaktan sonra müvezzilere dağılmıştır. Yalnız postaya verilecek olanlar hazırlanmakta, dizgi yerinde dizgicilerin telaşa gerek görmeyerek kasalara dağıttıkları dökme harflerin hızlı vurucuklarla biteviye ahengi işitilmektedir. Yazarlar daha gelmemiş, tütün kokusu daha ortalığın mürekkep ve ıslak kâğıt kokusuyla dolu havasını doldurmamıştır.

Ahmet Şevki Efendi, daha odasına girip kâğıdının üstünde sürekli çatırdayan kamış kalemini eline almamıştır. İdare memurunun kalem çatırtısıyla müdürün öksürüğü matbaa makinesinin dem tutucularıdır. Ahmet Şevki Efendi’ye ne vakit kaleminden, o bitmez tükenmez inleyişiyle kâğıdın üzerinde ağır ağır yürüyen, bir öküz arabası gibi cızırdayan kaleminden söz edilse “Yok! Ona ilişmeyiniz, o benim ninnimdir; ben hem yazarım hem o ninni ile uyurum.” derdi.

Ahmet Cemil idare memurunu en içten selamıyla selamlardı. Her sabah böyle buluşurlar, dertleşirler, öteden beriden söz ederlerdi. Ali Şekip bu iki dosta, yazı masasının bir yanında sohbet sırasında rastladıkça espri yapmak tutkusuna uyarak Ahmet Cemil ile Ahmet Şevki’nin adlarındaki benzerlikten mütevellit “Ahmet Efendiler gene birleşmişler…” derdi.

Ahmet Şevki Efendi sohbet arkadaşını görünce söylemek istediği şeyi söyleyecek bir adam bulamayıp da ilk rastladıklarının üzerine atılanlara özgü bir telaşla -onun selamına karşılık vermeye dahi vakit bulamadan- “Gördün mü hele çapkını? Bu akşam gene evine gitmemiş!..” dedi. Ahmet Cemil, Raci’den söz edildiğini hemen anladı.

Ahmet Şevki Efendi’nin başlıca diline dolamış olduğu sözlerden biri de “çapkın” sözüdür. Bu kelimeyi hiç sevmedikleriyle pek çok sevdikleri için kullanır. Üstelik bir seferinde sevgi duygusuna gereğinden aşırı kapılarak kendisini kaybetmiş, imtiyaz sahibi Hüseyin Baha Efendi’nin dizine elini vurarak “Hay çapkın hay!..” demişti de sonra da bu aymazlık hatasından dolayı zaten kırmızı olan yüzü birkaç gömlek daha kırmızılaşarak üç dört gün kadar imtiyaz sahibinin yüzüne bakamamıştı.

Ahmet Şevki Efendi bu sabah bu sözü pek öfkeyle, beyaz keten gömleğinin altında zorca zapt olunan göbeği yerinden sarsılarak söylemişti.

Ahmet Cemil telaş etmeyerek sordu:

“Nereden anladınız?”

“Nereden anlayacağım? Zavallı kadın, gene öksüzler gibi boynu bükük çocuğuyla gelmiş, gazetenin aşağı katında ağlayıp duruyor. Görsen ne de güzel kadıncağız! Taze, hüzünlü, edalı bir zavallı. Mutsuzluğu her hâlinden belli…

Karısını evde kimsesiz, yapayalnız, belki de ekmeksiz bırakıp da kim bilir hangi kahpenin yanında vakit geçirmekte anlam var mı? İkide bir de ‘Babam nerede?’ diye gelen bu çocukla buradaki çalışanların kaba saba gülüşleri arasında ağlayan o kadıncağızı gördükçe içim içime sığmıyor. Allah bilir!.. Bir gün o çapkını tuttuğum gibi odanın penceresinden aşağıya atacağım ama neye yarar? İş bu zavallının derdine deva bulmakta…”

Ahmet Şevki Efendi konuşmasını sürdürdü: Kendisini denemeden geçirmeden, aile babalığının ne demek olduğunu anlamadan veya o kutsal görevin önemini her türlü bağlardan bağımlılıklardan sıyrılmış sayacak kadar kendilerinde duygusuzluk gördükleri hâlde evlenenlerden söz etti.

Kim bilir şu genç kadın kimin, hangi baba ile hangi ananın nazlı bir kızıdır. Pek küçük iken evlenmiş olacak, çocuğundan öyle anlaşılıyor. Belki on beş on altı yaşında… Tutmuşlar, bilmediği bir adama verivermişler, “Senin her şeyin işte bu adamdır.” demişler. Sonra ana baba ortadan kalkmış, dünyada bu adamdan başka kimse kalmamış. Bir ay ya mutlu olmuş ya olmamış. Kocası içmeye başlamış. Sonunda bir akşam evde küçücük bir çocukla yalnız kalmış. Bu genç kadın ne yapar? Kocası nerede kalmış?.. Zamanla bu kayboluşlar mutat hâle gelmiş. Nereye gidiyor?.. Nerede kalıyor?.. Türlü varsayımlar zincirlemesi ki her biri ciğerlerinde bir başka yara açıyor, meram anlatamıyor, ağlasa kıyametler kopuyor üstelik…

Ahmet Şevki Efendi diyor ki:

“Evet, böyle bir herif bilirim ki karısı ağladıkça onu döverdi. İnsan, ilk önce karısını döven erkeklerden söz edildiğini işitince ‘Kim bilir, kadın nasıl dayağı hak etmiştir.’ demek ister. Evet, efendi içsin, içsin sonra eve ‘Bakkaldan veresiye peynir ekmek alırlar.’ diye gitsin, cebindeki parayı bir murdar kötü kadına yedirsin. Sonra eve gelince karısının ağlamasına katlanamasın. O kadın ağlarsa bağırırsa yaygaracı denecek, dayağa hak kazanmış sayılacak… Buna bir de kadının kocasına âşık olmasını ekleyiniz, işte Raci’nin karısı…

Конец ознакомительного фрагмента.

Текст предоставлен ООО «Литрес».

Прочитайте эту книгу целиком, купив полную легальную версию на Литрес.

Безопасно оплатить книгу можно банковской картой Visa, MasterCard, Maestro, со счета мобильного телефона, с платежного терминала, в салоне МТС или Связной, через PayPal, WebMoney, Яндекс.Деньги, QIWI Кошелек, бонусными картами или другим удобным Вам способом.