Говард Пайл – Robin Hood (страница 9)
“Aslında gerçekten çok öfkeliyim. Çünkü Şerif bugün: ‘Bugün burada boy göstermeye cesaret edemeyen o korkak, düzenbaz Robin Hood’dan daha iyi atış yapıyorsun.’ dedi. Altın oku elinden kimin aldığını ve benim onun düşündüğü gibi bir korkak olmadığımı bilmesini çok istiyorum.”
Bu sözler üzerine Küçük John: “Sevgili efendimiz, beni ve Will Stutely’yi de yanına al da o şişman Şerif’e hiç beklemediği bir ulak aracılığıyla bütün bu gerçekleri haber edelim.” dedi.
O gün Şerif, Nottingham kasabasındaki evinin büyük salonunda et yemeği ziyafeti çekiyordu. Salon boyunca uzanan büyük masalarda silahşorlar, evin hizmetkârları ve iyi yürekli köylüler5 dâhil olmak üzere toplamda seksenden fazla kişi oturuyordu. Orada bir yandan etlerini yiyip biralarını yudumlarken bir yandan da o günkü atış müsabakası hakkında konuşuyorlardı. Şerif masanın başında, bir örtünün altındaki yüksek bir koltuğa kurulmuş, yanında da karısı oturuyordu.
“Hakikaten.” diye söze girdi. “Robin Hood denen o haydudun bugün oyunda olacağını düşünmüştüm. Onun bu kadar korkak olduğunu hiç düşünmezdim. Peki benim saygın teklifime bu kadar cüretkâr bir cevap veren o arsız haydut kim olabilir ki? Onu dövdürmediğime şaşıyorum doğrusu ama o adamda sanki sefillikten ziyade başka bir şeyler vardı.”
Konuşmasını henüz bitirdiği sırada, masadaki tabakların arasına bir şey düşerek takırdadı ve yanında oturanlar bunun ne olduğuna anlam veremeyerek ayağa kalktı. Bir süre sonra silahşorlardan biri cesaretini toplayıp masaya düşen şeyi aldı ve Şerif’e getirdi. O an herkes bunun üzerinde gri kaz tüyü bulunan körelmiş bir ok olduğunu ve tüylü tarafına yakın bir yere bağlanmış, hemen hemen kaz tüyü ile aynı kalınlıkta ince bir parşömen kâğıt bulunduğunu gördü. Şerif parşömeni açtı ve şöyle bir baktı, okurken alnındaki damarlar sinirinden şişti ve yanakları öfkeden kızardı, çünkü kâğıtta yazan şey şuydu:
“Nereden geldi bu ok?” diye bağırdı Şerif, öfkeli ve yüksek bir sesle.
“Pencereden girdi efendim.” dedi, oku masadan alıp ona teslim eden kişi.
Will Stutely Arkadaşları Tarafından Kurtarılıyor
Şerif, yasalarla ya da kurnaz planlarla Robin Hood’un üstesinden gelemeyeceğini anlayınca kafası iyice karman çorman oldu ve kendi kendine şöyle dedi: “Ne kadar aptalım! Kral’ımıza Robin Hood’dan hiç bahsetmemiş olsaydım, kendimi böyle çıkmazın içine sokmazdım ama şimdi ya onu esir alacağım ya da Yüce Majesteleri’nin gazabına katlanacağım. Yasa ve kurnazlıkla yakalama yollarını denedim ve her ikisinde de başarısız oldum; bu yüzden bundan sonra bilek kuvveti ile ne yapabileceğimi deneyeceğim.”
Kendi kendine böyle konuşurken, emrindeki muhafızları yanına topladı ve onlara aklından geçenleri anlattı. “Şimdi her biriniz yanınıza dörder adam alın, hepsi de silahlı olsun.” dedi. “Sonra ormana gidip farklı noktalarda şu Robin Hood denen herifi beklemeye başlayın. Eğer herhangi biriniz onu bulur ancak kendisinden daha kalabalık bir çete ile karşı karşıya kalırsa bir boru çalsın ve sesi duyan her grup hızla oraya gelsin, onları çağıran gruba katılsın. Sanırım bu yeşil kostümlü hokkabazı ancak böyle yakalayacağız. Ayrıca Robin Hood’u yakalayan kişiye, ölü ya da diri her şekilde bana getirdiği sürece yüz paunt gümüş para verilecek ve onun grubundan herhangi birini yakalayan kişiye de yine ölü ya da diri bana getirirse kırk paunt verilecek. Yani diyeceğim o ki gözünüzü dört açın, cesur ve kurnaz olun.”
Böylece Robin Hood’u yakalamak için beşerli üç bölük hâlinde Sherwood Ormanı’nda dağıldılar. Her muhafız, cesur kanun kaçağını ya da en azından çetesinden birini bulmayı çok istiyordu. Yedi gün yedi gece boyunca ormanın her patikasında pusu kurdular ama asker yeşili giysiler içinde tek bir adam bile göremediler çünkü tüm bunların haberi Robin Hood’a Mavi Domuz Hanı’ndan güvenilir Eadom tarafından getirilmişti.
Haberi ilk duyduğunda Robin şöyle söyledi: “Eğer Şerif, güce güç politikası uygulamaya cüret ederse, vay onun hâline ve daha birçok iyi adamının başına geleceklere. Çünkü o zaman çok kan akacak ve herkes için büyük bir bela olacak demektir. Ama ben kandan ve kavgadan uzak durmak isterim. Kuvvetli silahşorları öldürüp kadınlara ve eşlere acı çektirmek istemem. Yalnızca bir kez adam öldürdüm ve bir daha asla istemem, bunu düşünmek bile ruhumu acıtıyor. Bu yüzden şimdilik Sherwood Ormanı’nda sessizce bekleyeceğiz. Bu herkes için daha iyi olacaktır ama eğer kendimizi ya da çetemizden herhangi birini savunmak durumunda kalırsak o zaman herkes okunu ve yayını büyük bir kudretle çeksin.”
Bu konuşma üzerine grubun çoğu onaylar bir tavırla başlarını salladı ancak içten içe: “Şimdi Şerif bizim korkak olduğumuzu düşünecek, kasaba halkı bu adamlarla karşılaşmaktan korktuğumuzu düşünüp civarda bizimle alay edecek.” diye düşündüler. Yine de yüksek sesle bir şey söylemeyip sözlerini yuttular ve Robin onlara ne dediyse öyle yaptılar.
Böylece yedi gün yedi gece boyunca Sherwood Ormanı’nın derinliklerinde saklandılar ve bu süre boyunca yüzlerini hiç göstermediler. Ama sekizinci günün sabahında Robin Hood sonunda grubu topladı ve şöyle dedi: “Şimdi kim gidip Şerif’in adamları ne âlemde bakmak ister? Çünkü eminim ki Sherwood gölgelerinde sonsuza dek bekleyecek değiller.”
Bunun üzerine büyük bir haykırış yükseldi ve adamların hepsi yayını havada sallayarak gitmek istediğini belirten sözlerle bağırdı. O an Robin Hood’un yüreği, etrafındaki yiğit, cesur adamlarına bakarak gururla doldu ve şöyle dedi: “Hepinizin çok cesur ve dürüst adamlar olduğunuzu biliyorum, benim neşeli yiğitlerim. Siz çok kuvvetli ve sağlam bir grupsunuz. Ancak hepinizi gönderemem; bu yüzden aranızdan yalnızca birini seçeceğim ve bu kişi yürekli Will Stutely olacak. Çünkü o, Sherwood Ormanı’ndaki yaşlı bir tilki kadar kurnazdır.”
O anda Will Stutely heyecanla havaya sıçradı ve keyifli bir kahkaha patlattı. Çetenin arasından o seçildiği için büyük bir sevinçle ellerini çırptı. “Ah, çok teşekkür ederim efendimiz.” dedi. “Eğer size o haydutlardan haber getirmezsem, bana bundan sonra kurnaz Will Stutely demesinler.”
Sonra bir keşiş cübbesi giydi ve cübbenin altına, elini rahatça uzatabileceği bir yere sağlam bir kılıç astı. Böyle giyindikten sonra ormandaki arayışına koyuldu, ta ki ormanın sınırına, oradan da ana yolun kenarına ulaşıncaya kadar. Orada, Şerif’in adamlarından oluşan iki grup gördü ama yine de ne sağa ne de sola döndü. Yalnızca örtüsünü yüzüne iyice kapadı, ellerini de dua eder gibi göğsünün önünde kavuşturdu. Oradan Mavi Domuz Hanı’nın önüne geldi. “İyi dostumuz Eadom bana olan biteni anlatır.” diye düşündü.
Mavi Domuz Hanı’nda Şerif’in adamlarından oluşan bir grubun hararetle içki içtiğini gördü; kimseyle konuşmadan uzaktaki bir masaya oturdu, elinde asası vardı ve sanki derin bir duanın ortasındaymış gibi başı öne eğikti. Eadom onu tanımıyordu ama yorgun ve zavallı bir keşiş olduğunu düşündü. Bu yüzden, kıyafetinden hoşlanmadığı hâlde, ona bir şey söylemeden ya da rahatsız etmeden oturmasına izin verdi. “Topal bir köpeği eşikten kovalamak hainliktir.” diye düşündü kendi kendine. Stutely böylece otururken, büyük bir ev kedisi gelip dizine sürtünmeye başladı; sürtünürken de cübbesini bir avuç içi kadar yukarı kaldırdı. Stutely cübbesini hemen aşağıya itti ama Şerif’in adamlarından bir muhafız olanları gördü, hatta keşişin cübbesinin altındaki asker yeşili kıyafeti de gördü. O anda hiçbir şey söylemedi ama içinden şunları düşündü: “Demek sen gizemli bir keşiş değilsin; ayrıca bildiğim kadarıyla, hiçbir iyi kalpli köylü keşiş kıyafetiyle falan dolaşmaz, üstelik bir hırsız da durduk yere bunu yapmaz. Bence bu kesinlikle Robin Hood’un adamlarından biri.” Bir süre sonra yüksek sesle:
“Ey aziz peder, susamış ruhunu huzura kavuşturmak için sağlam bir mart birası almayacak mısın?” dedi.
Stutely, yalnızca sessiz bir şekilde başını sallamakla yetindi çünkü kendi kendine: “Burada sesimi tanıyan birileri olabilir.” diye düşündü.
Sonra muhafız tekrar sordu:
“Bu sıcak yaz gününde nereye gidiyorsun bakalım, aziz peder?”
“Canterbury kasabasına, hacı olmaya gidiyorum.” diye cevap verdi Will Stutely. Kimse tanımasın diye sesini kalınlaştırarak konuşuyordu.
Sonra muhafız üçüncü kez:
“Şimdi, madem öyle, söyleyin bana aziz peder. Canterbury’ye giden hacılar cübbelerinin altına güzel asker yeşilleri mi giyerler? A-ha! Yemin ederim ki sen sağlam bir hırsızsın hatta belki de Robin Hood’un çetesindekilerden birisin! Şimdi Meryem Ana’nın üzerine yemin ederim, elini ya da ayağını kıpırdatırsan kılıcımla bütün vücudunu delik deşik ederim!”
Daha sonra parlak kılıcını çekip Will Stutely’nin üzerine atladı. Onu gafil avlayacağını düşünmüştü ama Stutely, kılıcını gizlice cübbesinin altında sıkıca tuttuğu için muhafız daha üzerine gelmeden önce kılıcını çekti. Güçlü muhafız o an Stutely’nin üzerine sağlam bir darbe indirdi ama bütün dövüş boyunca başka bir darbe indirememişti çünkü Stutely üzerine gelen her darbeyi ustalıkla savuşturarak muhafızı tüm gücüyle geri püskürtüyordu. Sonra oradan uzaklaşmak istedi ama yapamadı çünkü muhafız, yaralar ve akan kandan sersemlemiş bir hâlde yerde yatarken onu dizlerinden yakalamıştı. Diğer muhafızlar da üzerine atıldı ve Stutely, Şerif’in adamlarından birine daha vurdu ama çelik başlık Stutely’nin darbesini engellemişti ve kılıç derine girmiş olsa da etki etmemişti. Bu arada sersemlemiş muhafız, Stutely’yi yere doğru çekiyordu, diğer adamlar da fırsattan istifade tekrar Stutely’nin üzerine atıldılar; içlerinden biri Stutely’nin kafasına öyle bir darbe indirdi ki kafasından yüzüne doğru kanlar aktı ve görmesini engelledi. Bu darbeden sonra Stutely, sendeleyerek yere düştü ve hepsi o anda üzerine atıldı, buna rağmen o kadar cesurca mücadele etti ki onu zorlukla tutabildiler. Elini ayağını kıpırdatamasın diye her yerinden sağlam halatlarla bağladılar; böylece onu alt etmişlerdi.