реклама
Бургер менюБургер меню

Гомер – İlyada (страница 8)

18

KİTAP II

Zeus verdiği sözü tutarak, Agamemnon’u sahte bir düş ile Truva’yı hemen ele geçirebileceği konusunda inandırarak kandırır. Agamemnon adamlarının gücünü ustaca denemek için onlara Zeus’un kuşatmayı durdurmalarını emrettiğini söyler. Hera tarafından gönderilen Athena, Odysseus’a plana karşı çıkmasını telkin eder ve Nestor da orduyu mücadeleye devam etmesi için kışkırtır. İki tarafın orduları da savaş için hazırlanır. Orduların önderleri ve kuvvetleri sayılır.

Diğer tanrılar ve ovadaki silahlı askerler mışıl mışıl uyudular ancak Zeus uyanıktı zira Aşil’e onurunu nasıl bahşedip Akhaların gemilerinde çokça insanı nasıl öldüreceğini düşünüyordu. Sonunda Kral Agamemnon’a Uğursuz Düş’ü göndermesinin en iyisi olacağına karar verdi. Sonra onu çağırarak şöyle dedi: “Uğursuz düş, Akhaların gemilerine git, Agamemnon’un çadırına girerek ona şimdi sana emrettiğim gibi kelimesi kelimesine şunları söyle. Akhaları hemen silah altına almasını söyle zira Truva’yı alacak. Artık tanrılar arasında ayrılık kalmadı. Hera herkesi kendi düşüncesine ikna etti ve Truvalıların başına acılar gelecek.”

Düş mesajı alır almaz gitti ve çok geçmeden Akhaların gemilerine vardı. Atreusoğlu Agamemnon’u aradı ve derin bir uykuya sarılmış olarak çadırında buldu. Tepesinde Agamemnon’un heyette en fazla saydığı insan olan, Neleus’un oğlu Nestor kılığında dolandı ve şöyle söyledi:

“Atreusoğlu uyuyorsun demek, sen ki ordunun rahatından sorumlusun, ondandır ki omuzlarında daha nice yükleri olan adam uykusunu azaltmalı. Beni dinle, zira Zeus’tan haberci olarak geldim, o yanında olmasa da senin için endişelenir ve sana acır. Sana Akhaları hemen silah altına almanı emreder, çünkü Truva’yı alacaksın. Artık tanrılar arasında ayrılık kalmadı. Hera herkesi kendi düşüncesine ikna etti ve Zeus’un ellerinde Truvalıların başına acılar gelecek. Bunu hatırla ve uyandığında sakın aklından gitmesin.”

Sonra düş onu bırakıp gitti ve Agamemnon hiçbir zaman gerçekleşmeyecek şeyleri düşünmeye koyuldu. Aynı gün Priamos şehrini alabileceğini düşündü ancak hiçbir fikri yoktu aklındakiler hakkında Zeus’un, o ki hem Danaolar ve hem de Truvalılar için nice sıkı dövüşülen savaşlar planlamıştı. Sonra kutsal mesaj hâlâ kulağında çınlayarak derhâl uyandı, ardından doğrularak oturdu ve o güzelim yepyeni yumuşak gömleğini üzerine giydi, üzerine de ağır yeleğini. Sandallarını güzel ayaklarına bağladı ve gümüş kakmalı kılıcını omuzlarına attı, sonra da babasının ölümsüz asasını aldı ve Akhaların gemilerine doğru yola çıktı.

Şafak Tanrısı, koca Olympos’a doğru yola koyuldu, Zeus ve diğer ölümsüzlere haber vermeye. Agamemnon insanları toplantıya çağırması için çığırtkanları etrafa yolladı, onlar da çağırdılar ve böylece insanlar toplandı. Ancak önce Pylos Kralı Nestor’un gemisinde yaşlıları bir toplantıya çağırdı, kurul toplandığında önlerine kurnazca bir plan koydu.

“Dostlar…” dedi, “Gecenin köründe tanrısal Düş rüyama girdi, yüzü ve endamı Nestor’a benziyordu. Tepemde dolandı ve dedi ki: ‘Atreusoğlu uyuyorsun demek, sen ki ordunun rahatından sorumlusun, ondandır ki omuzlarında daha nice yükleri olan adam uykusunu azaltmalı. Beni dinle, zira Zeus’tan haberci olarak geldim, o yanında olmasa da senin için endişelenir ve sana acır. Sana Akhaları hemen silah altına almanı emreder, çünkü Truva’yı alacaksın. Artık tanrılar arasında ayrılık kalmadı. Hera herkesi kendi düşüncesine ikna etti ve Zeus’un ellerinde Truvalıların başına acılar gelecek. Bunu hatırla ve uyandığında sakın aklından gitmesin.’ Sonra Düş kayboldu ve uyandım. Bu yüzden, Akhaoğullarını şimdi silahlandıralım. Ancak önce onları denemem daha iyi olur, bu amaçla onlara gemileri ile kaçmalarını söyleyeceğim. Fakat sizler onların arasına dalıp ikna edin, gitmelerini engelleyin.”

Sonra oturdu ve Pylos’un kralı Nestor tüm içtenliği ve iyi niyetiyle onlara şöyle hitap etti: “Dostlarım!” dedi, “Argosluların komutanları ve öncüleri, eğer ki başka bir Akhalı bize bu rüyayı anlatsaydı, yalan olduğunu söylerdik ve hiçbir şey yapmazdık. Ancak düşü gören aramızdaki en önde gelendir, bu nedenle insanları silah altına almaya koyulmalıyız.”

Böyle söyleyip kuruldan ayrıldı ve diğer asa taşıyan krallar da Agamemnon’un sözüne uyarak ayağa kalktılar, bu sırada insanlar da haberi almak için hızla ilerlediler. Boş bir kovuktan çıkıp bahar çiçekleri arasına hep beraber üşüşerek uçan arılar gibi akın ettiler, boğum boğum, salkım salkım toplanarak. Gemilerden ve çadırlardan bile koca kalabalıklar döküldü meydana ve uçsuz bucaksız suyun kıyısında sıralandılar. Bu sırada, Zeus’un habercisi, Ulak Tanrı, aralarında koşarak hep ilerlemeleri için kışkırtıyordu onları. Böylece çılgın bir karmaşa içinde apar topar toplandılar, oturacak yer bakınırken insanlar, adımlarıyla toprak inim inim inledi. Dokuz haberci aralarına girip gürültülerini kesmeleri için bağırdı ve krallarını dinlemelerini emretti, ta ki en sonunda herkes tek tek oturup seslerini kesinceye dek. Ardından Kral Agamemnon kalktı, asasını tutarak. Bu asayı Hephaistos yapmış, Kronosoğlu Zeus’a vermişti. Zeus, Argos’u öldüren, yol gösterici ve koruyucu Hermes’e verdi. Hermes, atları kamçılayan Kral Pelops’a, Pelops da halkının önderi Atreus’a. Atreus ölürken çokça sürüsü olan Thyestes’e, Thyestes de sırası gelince Agamemnon’un taşıması için bıraktı, Argosluların ve adaların kralı olsun diye. O da asasına yaslanarak Argoslulara şöyle seslendi.

“Dostlar!” dedi, “Kahramanlar, Ares’in hizmetkârları, tanrıların elleri ağırca üzerime çöktü. Zalim Zeus bana verdiği kutsal sözden dönmeden önce Priamos şehrini yağmalamam gerektiğini söyledi. Ancak beni aldatıp şimdi de bunca insanın kaybından sonra utançla Argos’a geri dönmemi emrediyor. Budur Zeus’un isteği, o ki nice görkemli şehre baş eğdirdi, diğerlerine de yapacaktır, çünkü o herkesten güçlüdür. Bizden sonrakilere acı bir hikâye olur, bir zamanlar çok güçlü ve yiğit olan Akha ordularının kendilerinden sayıca az adamlarla boşu boşuna savaşmaları; ancak şimdilik akıbet belli değildir. Düşünün ki, Akhalarla Truvalılar yüce bir ant içseler ve her bir tarafı saysak -Truvalıları hane sayısı ile bizi onluk bölüklerle-üstlüne üstlük her bir birliğimize bir Truva hane sahibinin şarap sunması istense, sayıca onlardan çok fazla olduğumuz için oldukça çok birliğimize şarap sunacak kimse kalmaz. Ancak şehirlerinde diğer yerlerden gelen pek çok müttefikleri var ve zengin İlyon şehrini yağmalamaktan beni alıkoyan bunlardır. Zeus’un dokuz yılı geçmiştir. Gemilerimizin tahtaları çürümüş, halatları artık sağlam değildir. Karılarımız ve yavrularımız evde gelişimizi merakla bekler, ancak buraya yapmaya geldiğimiz işi tamamlayamayız. Bundan dolayı, haydi şimdi dediğimi hep beraber yapalım: Topraklarımıza geri dönmek için denize açılalım, zira Truva’yı alamayacağız.”

Bu sözlerle yüreklerine işledi kalabalığın, büyük çoğunluğu Agamemnon’un kurnaz planından bihaber. Tanrının bulutlarından çıkan doğu ve güney rüzgârlarının çarptığı İkaros denizinin dalgaları gibi bir ona bir bu yana çalkalandılar veya nasıl batı rüzgârı bir ekin tarlası üzerinde esip de başakları yel altında eğerse. Gemilerine çığlık çığlığa koştular ve ayaklarından çıkan tozlar göğe doğru yükseldi. Gemileri denize sürerken neşeyle bağırdılar, önlerindeki geçitleri temizlediler, altlarındaki destekleri kaldırmaya başladılar, mutlu naralarıyla gök kubbe çınlıyordu, dönmeye öyle can atıyorlardı.

Elbet böyle kaderde olmayan bir biçimde dönmüş olacaklardı Argoslular. Ancak Hera, Athena’ya dedi ki, “Eyvah, kalkan taşıyan Zeus’un kızı, bu olamaz, Argoslular engin denizden topraklarındaki yuvalarına uçup Priamos ve Truvalılara hâlâ Helen’i elde tutma mutluluğunu bırakırlar mı, uğruna evlerinden uzakta kaç Akhalının Truva’da öldüğü? Hemen ordunun içerisine git ve onlarla, birer birer, güzelce konuş ki gemilerini denize sürmesinler.”

Athena, Hera’nın buyruğunu ağırdan almadı. Olympos’un en tepelerinden aşağı fırlayıp hemen Akhaların gemilerine vardı. Orada Zeus gibi akıllı Odysseus’u tek başına durur buldu. Henüz gemilerine el sürmemişti, mahzun ve üzgündü; yanına yaklaşıp şöyle dedi, “Odysseus, Laertes’ın soylu oğlu, bu şekilde kendini gemine atıp topraklarına mı kaçacaksın? Priamos ve Truvalılara hâlâ Helen’i elde tutma mutluluğunu bırakacak mısın, uğruna evlerinden uzakta kaç Akhalının Truva’da öldüğü? Hemen ordunun içerisine git ve onlarla, birer birer, güzelce konuş ki gemilerini denize sürmesinler.”

Odysseus, tanrıçanın sesini tanıyordu, üzerinden yeleğini attı ve koşmaya başladı. Ona refakat eden İthakeli hizmetkârı Eurybates yeleği yakaladı, Odysseus doğruca Agamemnon’a giderken. Odysseus, Agamemnon’dan ata yadigârı, ölümsüz asasını aldı. Bununla Akhaların gemilerine doğru gitti.

Ne zaman bir kralla veya ileri gelenle görüşse yanında durup yumuşakça konuştu. “Efendim…” dedi, “Bu kaçış korkakça ve yakışıksız. Görevinizde kalın ve adamlarınıza da yerlerinde kalmalarını emredin. Agamemnon’un aklındakileri henüz bilmiyorsunuz, o bizi deniyordu ve çok geçmeden öfkesiyle Akhalara çektirecek. Hepimiz kurulda değildik, ne söylediğini duymadık. Bakın, sonra öfkelenip bize fenalık yapmasın, zira kralların gururu meşhurdur ve Zeus’un eli onlarla beraberdir.”