18+
реклама
18+
Бургер менюБургер меню

Генри Форд – Hayatım ve İşim (страница 3)

18

Bütün bir ülkeyi tıpkı bizim gibi, Washington’ı tozpembe bulutların ardına kurulmuş her şeye kadir ve hâkim bir çeşit cennet olduğunu düşünerek ele alırsanız, hiç de hayra alamet olmayan bağımlı bir ruhsal hâl ile yetiştirmiş olursunuz. Mededimiz Washington değil, kendimiziz. Ancak yardımımız, bir çeşit merkezî dağıtım noktası olarak herkesin iyiliği için çaba gösterdiğimiz ve bunların koordine edildiği yer olan Washington’a gidebilir. Biz devlete yardım edebiliriz; devlet bize yardım edemez.

“İşte daha az devlet, devlette daha çok iş!” sloganı, çoğunlukla iş veya devlet adına değil, halk adına çok iyi bir slogandır. İş, Amerika Birleşik Devletleri’nin kurulma nedeni değildir. Bağımsızlık Bildirisi, bir iş tüzüğü ya da Amerika Birleşik Devletleri Anayasası’nın tasarısı değildir. Amerika Birleşik Devletleri’nin, toprağı, halkı, devleti ve iş faaliyetleri sadece insanların yaşamını değerli kılan tertiplerdir. Devlet, hizmetkârdır ve asla hizmetkârdan başka bir şey olmamalıdır. Halk devlete yardımcı olduğu takdirde, intikam yasası işlemeye başlar. Çünkü böyle bir ilişki doğal değildir, ahlaka aykırı ve insanlık dışıdır. İş olmadan da devlet olmadan da yaşayamayız. İş ve devlet, su ve tahıl gibi halka hizmet etmelidir, efendi olurlarsa doğal düzeni altüst ederler.

Ülkenin refahının bireyler olarak doğrudan bize bağlı olması elzemdir ve en güvenli olandır. Devletler bir şeyi karşılıksız vadedebilirler ama bunlar boş vaatlerdir, yerine getirilmez. Tıpkı Avrupa’da ve dünyanın her yerindeki bankacıların yaptığı gibi paranın dengesi ile oynanmasından fayda aldıkları sürece, para birimleriyle ipe sapa gelmez nedenlerle oynayabilirler. Her insan yüreğinin derinliklerinde bunun farkındadır ki üretimin devam etmesinin, mahsullerin teslim edilmesinin tek yolu çalışmak ve daha fazla çalışmaktır.

Bizim gibi zeki insanların ekonomik hayatın temel süreçlerini mahvetme ihtimali çok düşüktür. Çoğu insan karşılıksız bir şey alamayacağını bilir. Çoğu insan, bilmese de paranın zenginlik demek olmadığını hisseder. Herkese her şeyi vadeden ve kimseden hiçbir şey talep etmeyen sıradan teoriler, normal bir insanın içgüdüleri tarafından, onlara karşı nedenler bulamasa bile derhâl reddedilir. O kişi onların yanlış olduklarını bilir. Bu yeterlidir. Her zaman beceriksiz, çoğu zaman aptal ve birçok yönden kusurlu olan mevcut düzen, diğerlerine göre işe yarayan bu avantaja sahiptir. Şüphesiz ki bizim düzenimiz aşama aşama bir başkasıyla birleşecektir. Yeni düzen, ne olduğundan ziyade insanların ona kattıkları ile işleyecektir. Bolşevizm’in işlememesinin ve işleyememesinin sebebi ekonomik değildir. Endüstrinin özel olarak yönetilip yönetilmediği veya sosyal olarak kontrol edilip edilmediği mesele değildir; işçilerin payını “maaş” veya “kâr payı” olarak adlandırmamız mesele değildir. İnsanları yiyecek, giyecek ve barınma konusunda disipline etmek veya onların istedikleri gibi yemelerine, giyinmelerine ve yaşamalarına olanak sağlamak da mesele değildir. Bunlar sadece ayrıntılardır. Bolşevik liderlerin yetersizliği, bu tür ayrıntılardan yakınmalarından belli olmaktadır. Bolşevizm, hem doğal olmadığı için hem de ahlak dışı olduğu için başarısız olmuştur. Bizim sistemimiz ayakta duruyor. Yanlış mı? Elbette yanlış, hem de bin noktada yanlış! Peki beceriksiz mi? Tabii ki beceriksizdir. Tüm bu sebeplerden dolayı ekonomimizin yıkılması gerekir. Ama öyle olmadı. Neden mi? Belirli ekonomik ve ahlaki temellere sahip bir içgüdü olduğundan dolayı olmadı.

Ekonominin temeli iş gücüdür. İş gücü, yeryüzünün bereketli mevsimlerini insanlığa faydalı kılan insani bir unsurdur. Hasadı hasat yapan iş gücü yani insan emeğidir. İşte bu ekonominin aslı, temelidir. Her birimiz, yaratmadığımız ve yaratamadığımız ancak bize doğa tarafından bahşedilen malzemeler ile çalışıyoruz.

Ahlaki olarak esas olan, insanın kendi emeğinde olan hakkıdır. Bu, çeşitli şekillerde ifade edilmektedir. Bazen “mülkiyet hakkı” olarak adlandırılır. Bazen “Çalmayacaksın.” emrinin arkasında yerini alır. Hırsızlığı suç yapan, diğer bir kişinin kendi mülkü üzerindeki hakkıdır. Bir kişi ekmeğini kazandığında, o ekmek üzerinde hakkı doğar. Eğer başka biri bunu çalarsa bir ekmeği çalmaktan öte, kutsal olan insan hakkına saldırmış olur. Eğer üretemezsek sahip olma eylemine erişemeyiz. Ama bazıları, üretimin sadece kapitalistler için olduğunu düşünmektedir. Daha iyi üretim araçları sağladıkları için bu hâle gelen kapitalistler toplumun temelidir. Gerçekten onların kendilerine ait bir şeyleri yoktur. Yalnızca, başkalarının yararına mülkü yönetirler. Para ticareti ile bu hâle gelen kapitalistlerin, geçici olarak kötü olmaları gerekebilir. Paraları üretime gittiği takdirde hiç de kötü olmayabilirler. Üretici ile tüketici arasındaki engeller artarsa ve paralarının dağıtımı karmaşık bir hâl alırsa kötüdürler. Paralar yapılan işte daha iyi düzenlendiğinde kötülükleri ortadan kaybolacaktır. Sağlık, zenginlik ve mutluluğun kaçınılmaz olarak sadece ve sadece çalışma yoluyla güvence altına alınabileceği tam olarak anlaşıldığında, para işe daha uygun hâle gelecektir.

Çalışmak isteyen bir insanın çalışmayı başaramaması ve yaptığı işin tam karşılığını almaması için hiçbir neden yoktur. Aynı şekilde, çalışabildiği hâlde çalışmayan bir insanın da topluma yaptığı hizmetlerin tam karşılığını almaması için hiçbir neden yoktur. Ne ektiyse onu biçmelidir, dolayısı ile topluma yaptığı katkının aynısını toplumdan almasına kesinlikle müsaade edilmelidir. Hiçbir katkıda bulunmadıysa hiçbir şey almamalıdır. Aç kalma özgürlüğüne sahip olmalıdır. Her insanın hak ettiğinden daha fazlasına sahip olması gerektiği konusunda ısrarcı olursak hiçbir yere varamayız çünkü bazıları hak ettiğinden daha fazlasını almaktadır.

Genel olarak insanlığa tüm insanların eşit olması konusunda ısrar etmekten daha saçma ve daha zarar verici bir şey yoktur. Muhakkak ki herkes eşit değildir ve insanların eşit olması konusunda ısrar eden herhangi bir demokratik anlayış, ilerlemeyi engellemekten başka bir şey yapmaz. Hizmet konusunda herkes eşit olamaz. Toplum içinde, daha düşük beceriye sahip olan insanlar, daha yüksek beceriye sahip olanlardan sayıca fazladır. Düşük beceriye sahip olan kitlenin yüksek beceriye sahip olanları aşağı çekmesi muhtemeldir fakat bunu yaparken kendilerini de aşağı çekmiş olurlar. “Topluma liderlik eden ve düşük becerili insanların daha az çabayla yaşamasını sağlayanlar, yüksek becerili insanlardır.”

Beceri olgusunu, aşağı düzeye indirgeyen demokrasi anlayışı israfa yol açar. Doğada hiçbir şey birbirinin aynısı değildir. Arabalarımızı tamamen birbiriyle değiştirilebilir şekilde üretiyoruz. Kimyasal analiz, en hassas makine ve en hassas işçiliğin yapabildiği ölçüde tüm parçalar neredeyse aynıdır.

Herhangi bir türde montaja gerek kalmadan ve kesinlikle yan yana duran iki Ford’un tıpatıp birbirine benzeyen ve birinden herhangi bir parça alınıp diğerinin içine konabilecek şekilde yapılmış olması kesinlikle birbirine benzer olduğunu gösterir. Aslında, benzer değillerdir. Bu iki Ford farklı yol alışkanlıklarına sahip olacaklardır. Yüzlerce ve bazı durumlarda binlerce Ford kullanan adamlarımız var ve onlar hiçbir iki Ford’un tam olarak aynı şekilde hareket etmediğini söylemektedirler. Yeni bir arabayı bir saat ya da daha az süre kullandıktan sonra ve daha sonra bir grup yenileriyle karıştırdıktan sonra, her bir arabayı bir saatliğine aynı koşullar altında tekrar kullandıklarında, arabaya bakarak değil sürerek tanıyabilmişlerdir.

Ben genel anlamda konuşuyordum. Haydi şimdi daha somut olalım. Bir insan sunduğu bir hizmetle aynı derecede yaşamalıdır. Son zamanlarda, bir hizmet sunmak insanların aklına gelen son şeydi bu yüzden bu konuda konuşmak için güzel bir zamandır. Kimsenin ücretleri ve sunulan hizmeti önemsemediği bir noktadaydık. Siparişler zahmetsizce geliyordu.

Bir zamanlar müşteri satıcıyı seçip alışveriş yaparken şartlar değişince satıcı müşteriyi seçip satış yapar oldu. Bu durum ticaret için hiç de iyi değildir. Tekelleşme, istifçilik ve mücadele etmek zorunda olmamak iş için hiç iyi değildir. Ticaret en çok çaba gösterilip emek harcandığında sağlam olur; tıpkı bir tavuğun istediğine ulaşana kadar belirli bir süre toprağı eşelemesi gerektiği gibi.

Her şey çok kolay elde ediliyordu. Değerler ve fiyatlar arasında dürüst bir ilişkinin sağlanması gerektiği ilkesinde bir azalma vardı. Halk artık “hizmet edilen” olmak zorunda değildi. Hatta birçok yerde “halkın lanetlendiği” tutum vardı. Bu durum ticaret için oldukça kötüdür. Bazı insanlar bu anormal durumu “refah” olarak adlandırdı. Bunun adı refah değil, gereksizce para avcılığı yapmaktı. Para avcılığı iş değildir.

Bir plan iyice akılda tutulmadıkça paranın yükü altına girmek ve sonra daha fazla para kazanma çabasıyla insanlara talep ettiklerini satmayı ihmal etmek çok kolaydır. Para kazanma merkezli ticaret en emniyetsiz ticaret şeklidir. Bu, çok uzun yıllar boyunca düzensiz ve nadiren ilerleyen pamuk ipliğine bağlı bir vaziyet üzerinde olmaktır. Ticaretin işlevi para ve spekülasyonlar için değil, tüketim için üretmektir. Tüketim için üretmek, üretilen malın kalitesinin yüksek, fiyatının ise düşük olacağı ve yalnızca üreticiye değil, halka hizmet eden bir ürün olması anlamına gelir. Paranın rolü doğru bakış açısından saparsa üretimin de üreticiye verdiği hizmet sapacaktır.