Ф. Анстей – Pirinç Şişe (страница 9)
“Kendimi de düşündüğümü kabul etmeliyim,” dedi Horace. “Onu gördüğüm ilk gün kızınıza âşık oldum efendim ancak hiçbir şansım olmadığını bildiğimden o zaman ne size ne de ona bir şey söyleyebildim.”
“Takdire şayan bir düşünce… Peki fikrinizi ne değiştirdi öğrenebilir miyim?”
Bu sorunun ardından Horace şansının nasıl döndüğünü üçüncü kez anlatmaya başladı.
“Samuel Wackerbath’i ismen tanıyorum,” dedi Profesör. Çok iyi emlak firmalarından Akers&Coverdale’in kurucu ortaklarından biridir. Çok nüfuzlu bir adamdır, onu memnun etmeyi başarabilirseniz sizin için çok iyi olacaktır.”
“Onu memnun edeceğimden şüphem yok efendim,” dedi Horace. “Ona beklentilerinin de ötesinde bir ev yapacağım. Böylece bir yıl içerisinde birkaç bin sterlin kazanabileceğim. Evlendiğimizdeyse uygun göreceğiniz evlilik sözleşmesini yapacağımdan kuşkunuz olmasın.”
“Binlerce sterlininiz olduğunda,” dedi Profesör umursamaz bir tavırda. “Evlenmek ve sözleşmeler hakkında konuşmak için yeteri kadar zamanımız olacak. Bu arada, Sylvia ile nişanlanmak isterseniz itiraz etmeyeceğim ancak annesi ve babasının rızası olmadan kızımı evlenmeye ikna etmeyeceğinize dair bana söz vermelisiniz.”
Ventimore bu isteği kabul ettikten sonra oturma odasına geri döndüler. Artık Horace, Sylvia’yla
Hizmetçi tatlıyı servis edip onları yalnız bıraktığında Profesör ciddi bir tavırla “Sevgili Horace, söylemem gereken bir şey var,” dedi. “Bir konuda sizi uyarmak benim görevim. Kızımızla nişanınızı onaylayarak size duyduğumuz güveni haklı çıkarmak isterseniz, bu savurganlık eğiliminizi frenlemelisiniz.”
“Baba!” diye bağırdı Sylvia. “Horace’ın savurgan olduğunu da
“Gerçekten,” dedi Horace. “Kendimi savurgan biri olarak tanımlamazdım.”
“Kimse
“Bu o kadar da kötü bir şişe değil efendim,” diyerek kendini savundu Horace.
“Hatırlarsanız şeklinin ender olduğunu söylemiştiniz. Neden verdiğim paraya ve hatta daha fazlasına değmesin ki?”
“Bir koleksiyoncu olsaydınız belki,” dedi Profesör cana yakın bir tavırla. “Ancak değilsiniz. Bu harcama son derece anlamsız ve ayıplanacak bir israf.”
“Doğrusunu isterseniz, şişeyi ilginizi çekebileceğini düşündüğüm için aldım,” dedi Horace.
“Öyleyse yanılmışsınız, bayım. Hiçbir şekilde ilgimi
“Ama kapakta bir şey var,” dedi Horace. “Bir yazı veya bir mühür. Bundan bahsetmiş miydim?”
Profesör’ün ilgisi artmıştı. “Daha önce böyle bir yazıdan bahsetmediniz. Arapça mı? Farsça mı? Kûfi yazısı mı?” diye sordu.
“Gerçekten bilmiyorum, çoğu silinmiş. Tuhaf küçük üçgen işaretler, kuşların ayak izine benzer bir şeyler var.”
“Çivi yazısına benziyor,” dedi Profesör. “Fenike kökenli bir çivi yazısı gibi. Dokuzuncu yüzyıldan daha önce doğuya ait hiçbir pirinç işiyle karşılaşmadığım için, sizin tarifinizi
“Ne zaman isterseniz Profesör. Ne zaman gelebilirsiniz?”
“Zor bir soru, şu sıralar o kadar meşgulüm ki ofisinize tekrar ne zaman uğrayabileceğime dair kesin bir tarih veremem.”
“Artık günlerim epey dolu geçecek,” dedi Horace. “Üstelik şişe ofisimde değil, Vincent Meydanı’ndaki evimde. Neden gelecek hafta ailecek evime gelmiyorsunuz? Hem birlikte akşam yemeği yeriz hem de siz yazıtı rahat rahat inceleyip kayda değer bir şey olup olmadığına karar verebilirsiniz. Lütfen teklifimi geri çevirmeyin.” Horace, Sylvia’yı ilk kez kendi evinde ağırlamak için can atıyordu.
“Hayır, olmaz,” dedi Profesör. “Ailecek gelip sizi rahatsız etmemizi gerektirecek bir sebep göremiyorum. Ben bir akşam tek başıma uğrayarak şişeyi incelerim bayım.”
“Teşekkürler baba,” diyerek araya girdi Sylvia. “Ancak
“Umarım tahmin ettiğin gibi değildir,” dedi babası. “Yoksa bunu Horace’ın karakterinin bir kusuru olarak görürüm.”
“Sizi temin ederim ki evimde lükse kaçan bir şey yok,” dedi Horace. “Masraflar bana ait olacak şekilde biraz tadilat yaptırdım, onlar da gayet basit değişiklikler. Bunun için fazla para harcamayı göze alamazdım. Yine de gelip görmenizi çok isterim, sonunda şansımın dönmesini kutlamak için birlikte bir akşam yemeği yememiz beni çok mutlu eder.”
“Eğer gelirsek abartı bir sofra kurmayacağınız konusunda anlaşmalıyız. Tıpkı bu akşamki gibi, sade, sağlıklı, iyi pişmiş bir yemek yeterli olacaktır. Fazlası gösterişe kaçar.”
“Babacığım,” diyerek söze girdi Sylvia, babasının diktatör tavrından rahatsız olmuşa benziyordu. “Bırak da bunları Horace düşünsün, gerekeni yapacaktır.”
“Sevgili Horace, onu ailemin bir üyesi gibi gördüğümden böyle konuştuğumun farkındadır,” dedi Profesör. Bu söz üzerine Sylvia suratını buruşturmuştu.
“Evlenmeyi düşünen hiçbir genç adam, beklentilerine umut bağlayarak aşırıya kaçmamalıdır,” diye ekledi Profesör cana yakın bir tavırla. “Çünkü beklentileri konusunda yanılabilir. Aksine, eğer sevgisinde samimiyse, sevdiğini söylediği genç hanımı uzayan bir nişan çilesine maruz bırakmaktansa, her bir kuruşu biriktirerek mümkün olduğunca az masrafa girer. Başka bir deyişle, en gerçek âşık ekonomisini en iyi bilendir.”
“Sizi çok iyi anlıyorum efendim,” dedi Horace son derece yumuşak başlı bir şekilde. “Her ne kadar ev sahibem çok güzel yemek yapsa da kendisinin bir
Evden çıkmadan önce akşam yemeği için gelecek haftanın sonlarına doğru bir tarih belirlendi ve Horace, ayakları yerden kesilmiş bir halde sevinçle evinin yolunu tuttu.
Ertesi gün Lipsfield’a giderek, yapılacak ev için son derece hevesli olan Wackerbath ailesiyle tanıştı. Arazide müşkülpesent bir mimarın isteyebileceği her şey mevcuttu. Keyifli bir gün geçirip müşterisinin tüm isteklerini, daha önemlisi müşterisinin eşinin ve kızlarının isteklerini öğrendikten sonra akşam şehre döndü ve ertesi sabah eskizlere başladı.
Çalışmaya başlayalı çok olmamıştı. Sunduğu önerilere ve becerisine dair Wackerbath ailesinden aldığı iltifatları hatırlayıp gülümserken beklenmedik olduğu kadar nahoş bir sürprizle karşılaştı.
Önündeki duvar bir zar gibi yarıldı ve içinden
VI
Şaşırtıcı Bolluk
Ventimore şişeden çıkan
“Başını okşa ey merhametli ve faziletli insan,” dedi ziyaretçisi. “Ve kuvvetini geri kazan ki iyi haberler alabilesin. Çünkü karşında gördüğün kişi, gerçekten de Fakraş-el-Aamaş.”
“Siz, sizi gördüğüme sevindim,” dedi Horace elinden geldiğince candan bir tavırla. “Size nasıl yardımcı olabilirim?”
“Beni azat ederek en büyük yardımı yaptın zaten. Şişeden kaçtığıma çok memnunum, kurtuluşumu sana borçluyum.”
O zaman hayal sandıklarının hepsi gerçekti! Bu periyi veya
“Ah, lafı bile olmaz efendim,” dedi. “Bu konuyu daha fazla dert etmeyin. Şey, Süleyman’ı aramaya gittiğinizi zannediyordum?”
“Gitmiştim ancak döndüm. Kendisinden haber alacağımı umarak topraklarındaki birkaç şehri ziyaret ettim ama şüphe uyandırmamak için doğrudan onu sormadım. Beni dinlemesini talep edip kendimi açıklamadan önce şişeden kurtulduğumu öğrenmesi iyi olmaz.”
“Böyle olacağını düşünmemiştim,” dedi Horace. “Yerinizde olsam vakit kaybetmeden geri döner ve Süleyman’ı bulana kadar dönmezdim.”
“Ne demişler: Hiçbir kapıyı çalmadan geçme; belki de aradığın o kapının ardındadır,” dedi ziyaretçi.
“Aynen öyle,” diye yanıtladı Horace. “Her şehri baştan sona kapı kapı gezin, ufacık bir ipucunu bile atlamayın. Ne demiş şairimiz: İlkinde başaramasan bile pes etme, tekrar tekrar dene.”
“Tekrar tekrar dene,” diye tekrarladı
“Ünlü bir bilgedir,” dedi Horace. “Bu özdeyişin onun en iyi eserlerinden biri olduğu düşünülür. Doğuda nüfusun çok kalabalık olduğunu düşünürsek, şairin tavsiyesine uymak için ne kadar az zaman kaybederseniz o kadar iyi olur, değil mi?”
“Haklı olabilirsin ancak şunu bil ki nereye gidersem gideyim bana yaptığın iyiliğin karşılığını nasıl ödeyeceğimi araştırmaktan vazgeçmeyeceğim. Mert bir deyişte de geçtiği gibi: Eğer servet sahibi olup cömert olmazsan, başın doğrulmasın!”