18+
реклама
18+
Бургер менюБургер меню

Эмили Бронте – Uğultulu Tepeler (страница 17)

18

Mutfağa girdim, küçük kuzumu ninni söyleyerek uyutmak için oturdum. Heathcliff’in ahıra doğru gittiğini sanıyordum. O ancak öbür yandaki kanepeye kadar gidebilmiş, kendini kanepenin üzerine atıp sesini çıkarmadan yatmış. Bunu da sonradan öğrendim.

Hareton’ı dizime yatırmış, hem sallıyor hem de şöyle bir ninni söylüyordum:

Gecenin derinliklerinde, bebekler ağlıyordu. Mezarlarında yatan analar duyuyordu bunu.

Cathy, az önceki patırtıyı odasından duymuştu, başını uzatıp fısıldadı:

“Yalnız mısın, Nelly?”

“Evet, Küçük Hanım.” dedim.

İçeri girdi, ocağa yaklaştı. Ben de onun, bir şey söyleyeceğini sanarak başımı kaldırdım. Yüzündeki ifade, onun hem üzgün hem de kaygılı olduğunu belli ediyordu. Dudakları sanki bir şey söyleyecekmiş gibi hafif aralanmıştı; derin bir de soluk aldı ama ağzından söz yerine bir iç çekiş çıktı.

Ben onun az önceki davranışını hâlâ unutamadığım için ninnime devam ettim.

“Heathcliff nerede?” diye sorarak şarkımı kesti.

“Ahırda, işinin başındadır besbelli.” dedim.

Oğlan beni yalancı çıkarmadı. Belki de uyuyakalmıştı.

Uzun bir sessizlik daha oldu. Bu arada, Catherine’in yanaklarından akan birkaç damla yaşın yere, döşeme taşlarına damladığını gördüm.

Kendi kendime: “Acaba yaptığı kötü hareketlerden dolayı utanç mı duymaya başladı?” diye sordum. “Bu, büyük bir yenilik olurdu ama gene de sözü, onun açmasını bekleyeceğim. Hiçbir şekilde yardım etmeyeceğim.”

Ne yazık ki o, kendi çıkarlarının dışında hiçbir şeye fazla üzülmezdi.

En sonunda: “Ah, ben çok mutsuzum!” diye sızlandı.

“Ya, vah vah!” dedim. “Seni memnun etmek de çok zor… Bu kadar çok dostun, bu kadar az derdin varken nasıl rahata kavuşamıyorsun anlamıyorum!”

Yanıma diz çöktü; o güzel gözlerini, insana öfkelenmeye ne kadar hak kazanmış olursa olsun bütün hıncını unutturan masum bakışlarla bana dikti.

“Sana bir sır versem saklar mısın, Nelly?” dedi.

Öfkem daha azalmıştı.

“Saklamaya değer mi?” diye sordum.

“Evet, hem beni de çok kaygılandırıyor, mutlaka açıklamalıyım. Ne yapacağımı bilmek istiyorum… Bugün Edgar Linton, bana evlenme teklifi etti, ben de ona cevap verdim. Teklifine, ‘evet’ mi yoksa ‘hayır’ mı dediğimi sana açıklamadan önce, sen söyle: Hangisi daha doğru olurdu?”

“Vallahi, ben ne bileyim Bayan Catherine!” dedim. “Bugün öğleden sonra onun önünde yaptığın marifetleri düşünürsek onu geri çevirmenin akıllıca bir hareket olacağını söyleyebilirim. Ama delikanlı teklifi, bütün o olup bitenlerden sonra yaptığına göre ya aptalın biri ya da macera meraklısı bir sersem.”

Yüzünü ekşiterek ayağa kalktı.

“Bu şekilde konuşursan daha fazlasını anlatmam.” dedi. “Edgar’ın teklifini kabul ettim, Nelly. Hadi çabuk söyle iyi mi yaptım, kötü mü?”

“Demek kabul ettin? Öyleyse bunun üzerinde konuşmak neye yarar? Bir kere söz vermişsin, geri dönemezsin ki.”

Canı sıkılmış bir hâlde bağırdı:

“Neyse, böyle mi yapmam gerekirdi, sen onu söyle!”

Sabırsız sabırsız ellerini ovuşturuyordu, alnı da kırışmıştı.

“Bu soruya doğru bir karşılık verebilmek için birçok şeyin dikkate alınması gerekiyor.” dedim. “Birincisi ve en önemlisi, şu: Edgar’ı seviyor musun?”

“Onu sevmemek kimin elinde ki! Elbette seviyorum.”

Sonra onu şöylece sorguya çektim… Yirmi iki yaşında bir kız için bu sorular, hiç de yersiz ve saçma değildi:

“Onu niçin seviyorsun, Küçük Hanım?”

“Saçma! Seviyorum işte! Niçini var mı ya?”

“Elbette var. Sebebini söylemelisin.”

“Peki öyleyse. Yakışıklı olduğu için, onun yanında bulunmaktan hoşlandığım için seviyorum.”

“Kötü!” dedim.

“Bir de genç ve neşeli olduğu için…”

“Gene kötü!”

“Bir de beni sevdiği için.”

“Bu da bir işe yaramaz.”

“Zengin de olacak. Sonra ben, bu bölgenin en büyük hanımı olmaktan da hoşlanacağım. Böyle bir kocam olduğu için böbürleneceğim.”

“Bu, hepsinden kötü! Şimdi de bana onu, nasıl sevdiğini söyle.”

“Herkes nasıl severse… Sen budalanın birisin, Nelly.”

“Hiç de değil. Cevap ver.”

“Onun ayağının altındaki toprağı, başının üstündeki havayı, dokunduğu her şeyi, söylediği her kelimeyi seviyorum… Her bakışını, her hareketini; onu bütünüyle, tümüyle seviyorum. İşte bu kadar! Başka bir diyeceğin var mı?”

“Peki ama niçin?”

“E, artık sen de fazla oluyorsun ama! Bunun şaka edilecek tarafı da kalmadı.”

Küçük Hanım, böyle diyerek yüzünü ocağa çevirdi.

“Ben şaka etmiyorum, Küçük Hanım.” dedim. “Sen Bay Edgar’ı yakışıklı, genç, neşeli ve zengin olduğu için, bir de seni seviyor diye seviyorsun. Bu sonuncusunun hiç önemi yok. O seni sevse de sevmese de sen onu sevebilirsin ama o ilk dört özelliği olmasaydı sen onu sevemezdin.”

“Doğru, çok doğru… Ona sadece acırdım. Çirkin, budala biri olsaydı belki de iğrenirdim.”

“Ama dünyada daha pek çok yakışıklı, zengin delikanlı var. Hatta belki de ondan çok daha yakışıklı, daha zengin olanları da var… Acaba bunlardan birini sevmekten seni ne alıkoyabilirdi?”

“Böyle birileri varsa bile benim karşıma çıkmadı. Edgar gibisine hiç rastlamadım.”

“İleride görebilirsin; hem o da ömrünün sonuna kadar yakışıklı, genç kalmayacak hatta hep zengin de kalmayabilir.”

“Şimdi zengin ya, ben yalnız şimdiki zamanla ilgilenirim. Senden daha mantıklı sözler söylemeni beklerdim.”

“Öyleyse mesele yok… Sen, yalnız bugünle ilgileniyorsan evlen Bay Edgar Linton’la.”

“Bunun için senden izin isteyecek değilim. Onunla evleneceğim ama sen bana hâlâ doğru hareket edip etmediğimi söylemedin.”

“Doğruluğuna diyecek yok… İnsanlar yalnız bugünü düşünerek evlenmekle doğru bir iş yapmış sayılırsa demek istiyorum… E, şimdi de neden mutlu olamadığını söyle bakalım. Ağabeyin sevinecek… İhtiyar hanımla Bey’in de itiraz etmeyecekleri muhakkak. Sonra bozuk düzen, huzursuz ve rahatsız bir evden kurtulup varlıklı, saygıya değer bir eve gidiyorsun. Edgar’ı seviyorsun, Edgar da seni seviyor. Eh, bu durumda her şey yolunda sayılır. Aksaklık nerede, söylesene?”

Catherine bir elini alnına, öbürünü de göğsüne götürerek: “Burada, bir de burada…” dedi. “Ruh nerede yaşıyorsa… Ruhumda da gönlümde de yanlış bir iş yaptığım inancı var.”

“Bu çok garip! Ben bir şey anlamadım.”

“Benim sırrım da bu işte! Beni alaya almazsan sana her şeyi açıklayacağım. Bunu tam yapamam… Ama hiç olmazsa neler hissettiğimi birazcık sana da duyurmaya çalışacağım.”

Tekrar yanıma oturdu. Yüzü daha kederli, daha düşünceli bir hâl almıştı.

Birbirine kenetlenmiş elleri titriyordu. Birkaç dakika düşündükten sonra birdenbire sordu:

“Nelly, senin hiç garip rüyalar gördüğün oluyor mu?”

“Evet, ara sıra görüyorum.”