Эдит Несбит – Ejderha kitabı (страница 2)
“Elbette değildi. Son derece saygın bir kraldı sizin büyük…”
“Anladım.”
“Ama yerinizde olsam kitaplarına dokunmazdım.”
“Sadece bunu alayım,” diye yalvardı Lionel ellerini çalışma masasındaki kocaman bir kitabın kahverengi kapağına koyarak. Kitabın kahverengi cildi altın işlemelerle süslenmişti. Ayrıca bükümlerinde firuze taşları ile yakutlar bulunan altın tokaları vardı. Cilt çabuk aşınmasın diye kenarları yaldızlanmıştı.
“Şuna bir bakmam lazım,” dedi Lionel. Çünkü kitabın arka kapağında kocaman harflerle şu yazıyı okumuştu:
Canavarlar Kitabı.
Maliye Bakanı, “Küçük Kralım, lütfen şapşal olmayın,” dedi.
Ama Lionel altın tokaları çıkarmıştı bile. Hemen kitabın ilk sayfasını açtı. Bu sayfada kırmızı, kahverengi, sarı ve mavi renkli harika bir kelebek vardı. Öyle güzel resmedilip boyanmıştı ki canlı gibiydi.
“Baksanıza,” dedi Lionel, “Çok güzel, değil mi? Neden…”
Ama o konuştuğu sırada güzel kelebek çok renkli kanatlarını kitabın sararmış sayfası üzerinde çırpıp pencereden uçuverdi.
“İşte!” dedi Başbakan, yaşadığı şaşkınlık yüzünden boğazını tıkayan yumrunun etkisi geçer geçmez. “Bu sihirdir.”
Fakat o, bu sözleri söylemeden önce Kral sonraki sayfayı çevirmişti. Bu sayfada mavi tüylerinin her biriyle kusursuz güzellikte pasparlak bir kuş görülüyordu. Resmin hemen altında “Mavi Cennet Kuşu” yazılıydı. Kral, göz alıcı resme büyülenmiş gibi bakarken Mavi Cennet Kuşu kanatlarını sarı sayfa üzerinde çırpıp yaydı ve uçarak kitaptan çıkıverdi.
Başbakan kitabı Kral’ın elinden alıp daha önce kuşun bulunduğu boş sayfayı kapattı ve çok yüksek bir rafa yerleştirdi. Maliye Bakanı ise Kral’ı iyice sarsıp şöyle dedi: “Siz yaramaz, laf anlamaz küçük bir kralsınız!” Gerçekten çok kızmıştı.
“Yaptığımda ne fenalık vardı anlamıyorum,” dedi Lionel. Tüm oğlan çocukları gibi o da biri tarafından sarsılmaktan nefret ediyordu. Tokat yemeyi bile buna tercih ederdi.
“Ne fenalık vardı, öyle mi?” dedi Maliye Bakanı. “Ah, iyi ama o kitaba dair ne biliyorsunuz? İşte mesele bu. Bir sonraki sayfada ne olabileceğini nereden biliyorsunuz? Belki bir yılan veya solucan, belki de bir kırkayak ya da bir devrimci gibi bir şey olabilirdi.”
“Şey, sizi sinirlendirdiğim için özür dilerim,” dedi Lionel. “Haydi, öpüşüp barışalım, arkadaş olalım.”
Başbakan’ı öptü, sonra güzelce oturup SOS oyunu oynadılar. Maliye Bakanı da hesaplarıyla uğraşacaktı.
Ne var ki Lionel yatağına gittiğinde bir türlü uykuya dalamadı çünkü kitap aklından çıkmıyordu. Dolunay bütün gücüyle parlarken yatağından kalkıp sessizce aşağı indi. Kütüphaneye girip o yüksek rafa çıktı ve Canavarlar Kitabı’nı buldu.
Kitabı alıp ay ışığının gündüz vakti gibi aydınlattığı terasa çıktı. Kitabı açınca altında “Kelebek” ve “Mavi Cennet Kuşu” yazılı boş sayfaları gördü. Sonraki sayfayı çevirdi. Bir palmiyenin altında oturmuş kırmızı bir şey vardı. Resmin altında “Ejderha” yazıyordu. Ejderha kıpırdamadı. Kral kitabı hemen kapatıp yatağına döndü.
Ama ertesi gün kitaba bir kez daha göz atmak istedi. Bu nedenle kitabı yanına alıp bahçeye çıktı. Firuze taşları ve yakutlarla süslü tokaları çıkarınca kitap bir anda kendiliğinden açılıverdi ve altında “Ejderha” yazan sayfa önüne serildi. Pasparlak güneş ışığı sayfanın üzerine vuruyordu ve Kızıl Ejderha ansızın kitaptan çıktı. Lal kırmızısı geniş kanatlarını yayarak uçmaya başladı. Bahçeyi aşıp tepelere doğru yol aldı. Lionel önündeki boş sayfayla tek başına kalmıştı. Yeşil palmiye ağacı ile sarı çöl haricinde bomboştu sayfa. Bir de Kızıl Ejderha’nın kurşun kalemle çizilmiş hatlarının dışına çıkmış boya fırçasının bıraktığı küçük kırmızı çizgiler vardı.
O vakit Lionel gerçekten fena bir şey yaptığını anladı. Kral olalı henüz yirmi dört saat geçmemişti ama sadık tebaasının hayatlarını altüst edecek bir Kızıl Ejderha’yı dışarı salmıştı bile. Üstelik bu insanlar ona bir taç ve diğer şeyleri alabilmek için onca zaman para biriktirmişti!
Lionel ağlamaya başladı.
Maliye Bakanı, Başbakan ve Dadı sorunun ne olduğunu anlamak için koşarak geldi. Kitabı görünce her şeyi anladılar. Maliye Bakanı dedi ki: “Seni yaramaz küçük kral! Dadı, onu hemen yatağına yatırın. Yaptıkları üzerinde kafa patlatsın bakalım.”
“Efendim, belki önce tam olarak ne yaptığını öğrensek daha iyi olur,” dedi Başbakan.
Bunun üzerine gözyaşları sel gibi akan Lionel şunları söyledi: “Bir Kızıl Ejderha vardı, tepelere doğru uçup gitti. Çok üzgünüm, gerçekten. Ah, lütfen beni affedin!”
Fakat Başbakan ile Maliye Bakanı’nın Lionel’ı affetmek dışında düşünecek şeyleri vardı. Ne yapılabileceğini öğrenmek için hemen polise danışmaya gittiler. Herkes elinden geleni yaptı. Heyetler kurup nöbet tuttular, pusuya yatıp Ejderha’yı beklediler. Ama Ejderha tepelerde kaldı. Artık yapılacak bir şey yoktu. Vefalı Dadı görevini ihmal etmedi. Belki de herkesten daha fazlasını yapmıştı zira Kral’a hafifçe bir tokat attı ve çay içmesine izin vermeden yatağına yatırdı. Ayrıca hava iyice karardığında kitap okuması için mum da vermedi.
“Sen haylaz bir kralsın,” dedi. “Kimse seni sevmeyecek.”
Ertesi gün Ejderha hâlâ sessizdi. Gerçi Lionel’ın tebaasındaki şair ruhlu kimseler Ejderha’nın yeşil ağaçlar arasında parlayan kızıllığını açıkça görebiliyordu. Lionel tacını takıp tahtına yerleşti. Bazı yasalar yapmak istediğini söyledi.
Başbakan, Maliye Bakanı ve Dadı’nın Lionel’ın şahsi hükmüne hiç güven duymadığını söylememe gerek bile yok sanırım. Hatta onu bir güzel tokatlayıp uyumaya yollayacaklardı muhtemelen. Ancak Lionel tahta çıkıp başına tacını taktığı anda yanılmaz hale gelmişti. Yani söylediği her şey doğruydu ve hata yapması imkânsızdı. Bu sebeple “Okullarda ve diğer yerlerde insanlara kitapları açmayı yasaklayan bir kanun olacak,” dediğinde, tebaasının en az yarısının desteğini almıştı. Halkın diğer yarısı olan yetişkinler ise Lionel’ın çok haklı olduğunu düşünüyormuş gibi yapıyordu.
Sonra yeni bir kanun yaptı. Buna göre herkesin karnını doyuracak kadar yiyeceği olacaktı. Bu kanun daima gereğinden fazlasına sahip olan kişiler hariç herkesi çok memnun etti. Dadısına dedi ki: “Onlar için böyle güzel, yeni yasalar yaptığım için insanlar beni çok sevecek.”
Ama Dadı şöyle cevap verdi: “Hemen havaya girme, canım. Ejderha’yı son kez görmüş değilsin.”
Ertesi gün cumartesiydi. Öğleden sonra Ejderha birden ortaya çıkıp o iğrenç kızıllığıyla halkın üstüne çullandı. Futbolcular ile hakemleri, kale direklerini, topu ve diğer her şeyi kapıp götürdü.
Bu olay insanları hakikaten sinirlendirmişti. Dediler ki: “İyisi mi ülkemiz bir cumhuriyet olsun. Onca yıl Kral’a taç alacağız diye didindik durduk, şu başımıza gelenlere bak!”
Bilge insanlar başlarını sallayıp ulusun spor sevgisinde düşüş yaşanacağı tahmininde bulundular. Hakikaten futbol, bir süre için popülerliğini yitirecekti.
Lionel o hafta boyunca iyi bir kral olmak için elinden geleni yaptı. İnsanlar, Ejderha’yı kitaptan çıkardığı için onu bağışlamak üzereydi. “Ne de olsa futbol tehlikeli bir oyun,” dediler. “Belki de insanları bu oyunu oynamaktan vazgeçirmek daha iyidir.”
Genel kanıya göre, futbolcular kaba saba ve ters adamlar olduklarından Ejderha’yı aşırı derecede kızdırmışlardı. O da sonunda uzak bir yere uçmuştu. Burada yalnızca kedi beşiği1 ve oynayanları kaba saba yapmayan başka oyunlar oynayabileceklerdi.
Parlamento cumartesi öğleden sonra toplanmıştı. Ejderha meselesini görüşmek için uygun bir zamandı çünkü milletvekillerinin büyük çoğunluğunun oturuma katılmaya vakti vardı. Ne yazık ki bir süredir uyuyan Ejderha, günlerden cumartesi olduğu için uyanmış ve parlamentoya yönelmişti. İşte bu olaydan sonra ortalıkta tek bir milletvekili kalmadı. Yeni bir parlamento oluşturmayı denediler ancak milletvekilliği de tıpkı futbolculuk gibi gözden düşmüştü. Kimse seçilmeye razı gelmiyordu. Dolayısıyla, parlamentosuz idare etmek zorundaydılar. Sonraki cumartesi gelip çattığında herkes biraz tedirgindi. Neyse ki Kızıl Ejderha o gün epey sessizdi, bir yetimhaneyi yemekle yetinmişti.
Lionel çok ama çok mutsuzdu. Parlamento, yetimhane ve futbolcuların başına gelenlerin kendi itaatsizliği yüzünden olduğunu biliyordu. Bir şeyler yapması gerektiğini, bunun görevi olduğunu düşünüyordu. Peki, ama ne yapabilirdi?
Kitaptan çıkan Mavi Kuş, sarayın gül bahçesinde güzel güzel şakıyordu. Kelebek ise pek uysaldı, uzun zambaklar arasında yürürken Lionel’’ın omzuna tünüyordu. Kısacası Lionel, Canavarlar Kitabı’ndaki tüm yaratıkların Ejderha gibi kötücül olmadığını anladı. Şöyle düşündü: “Acaba Ejderha ile başa çıkacak başka bir hayvanı dışarı çıkaramaz mıyım?”
Canavarlar Kitabı’nı alıp gül bahçesine çıktı. Daha önce ejderhanın bulunduğu sayfaya geldi. Sonraki hayvanın adını görebilmek için yanındaki sayfayı azıcık açtı. Sadece “kor” yazdığını görebildi ama dışarı çıkmaya çalışan yaratık yüzünden sayfanın tam ortasının kabardığını hissetmişti. Kitabı hemen yere koyup var gücüyle üstüne oturarak kapatabildi. Kitabın yakut ve firuze taşlarıyla süslü tokalarını sıkıca taktı. Hemen Maliye Bakanı’nı çağırttı. Bakan, cumartesi gününden beri rahatsızdı. Dolayısıyla, parlamentonun diğer üyelerinin aksine Ejderha’ya yem olmaktan kurtulabilmişti. Lionel Bakan’a sordu: “Hangi hayvanın ismi ‘kor’ ile biter?”