Джейн Остин – Gurur ve Ön Yargı (страница 3)
4
Jane ve Elizabeth baş başa kaldıklarında, önce Bay Bingley’yi övmekte ölçülü davranan Jane, bu kez kız kardeşine, ona nasıl hayran olduğunu anlatıyordu.
“Tam da genç bir adamın olması gerektiği gibi…” diyordu, “Aklı başında, esprili, canlı; ben ilk kez bu kadar kibar bir adam görüyorum! O samimiyet, o iyi yetişmişlik!”
“Yakışıklı da…” diye karşılık verdi Elizabeth, “Genç bir adamın olması gerektiği gibi; demek ki kusursuz bir adam.”
“Beni ikinci kez dansa kaldırınca öyle gururum okşandı ki! Böyle bir iltifatı beklemiyordum doğrusu.”
“Öyle mi? Ben senin adına bekliyordum. İşte aramızdaki büyük fark bu. İltifatlar seni gafil avlarken beni hiç bulmuyor. Seni bir daha dansa kaldırmasından daha doğal ne olabilir? Odadaki her kadından beş kat daha güzeldin ve bunu görmemesi imkânsızdı. Kısacası, bundan onun kibarlığına pay çıkarmaya gerek yok. Evet, şüphesiz çok hoş bir adam ve onu beğenmene izin veriyorum. Ondan daha aptallarını da beğendiğin olmuştur.”
“Lizzy’ciğim!”
“Ah! Biliyorsun ki sende herkesi sevme eğilimi var. Kimsenin kusurlarını görmüyorsun. Sana göre tüm dünya iyi ve hoş. Hayatım boyunca senin bir insan hakkında kötü bir laf ettiğini duymadım.”
“İnsanlara kusur bulmakta aceleci davranmamak gerek; ama yine de ne düşünüyorsam onu söylerim.”
“Bunu biliyorum, benim endişelendiğim de bu zaten. İyi niyetinle öyle körlemesine bir dürüstlükle yaklaşıyorsun ki insanların ahmaklıklarını ve saçmalıklarını görmüyorsun bile. İçten görünmek kolay, bunu herkes yapıyor ama gösterişsiz, planlanmamış bir saflık, herkesin karakterinden iyiyi alıp daha da iyi hâle sokmak ve kötü taraflarından hiç bahsetmemek yalnız sana özgü. Ve şimdi sen, adamın kız kardeşlerini de sevdin, değil mi? Oysa tavırları hiç de Bingley’ninkiler gibi değil.”
“İlk bakışta kesinlikle öyle görünüyor ama oturup konuştuğun zaman çok iyi kadınlar olduklarını anlıyorsun. Bekâr olanı kardeşiyle yaşamak, evi çekip çevirmek için gelmiş ve çok tatlı bir komşu çıkmazsa ben oldukça yanılmışım demektir.”
Elizabeth sessizlik içinde ablasını dinledi ama ikna olmamıştı, kardeşlerin balodaki hâli tavrı pek sevimli değildi ve ablasından daha güçlü bir gözlem yeteneği ile daha dar bir tahammül aralığı olduğu ve bir yargıya vardı mı kendisine gösterilecek hiçbir ilgi bunu değiştiremeyeceği için onları tasvip etmeye pek de niyeti yoktu. Aslında çok hoş hanımlardı, hoşlarına giden bir şey olduğu zaman gülmekten çekinmedikleri gibi istediler mi gayet uyumlu olabiliyorlardı; ama mağrur ve kurumluydular da. Çok alımlıydılar, şehrin ilk özel papaz okulunda eğitim görmüşlerdi, yirmi bin sterlinlik bir drahomaları vardı, gereğinden fazla para harcıyorlardı ve elit tabaka ile haşır neşirdiler; bu yüzden de kendilerini her konuda üstün, başkalarını da aşağı görüyorlardı. İngiltere’nin kuzeyinden, saygıdeğer bir aileden geliyorlardı, bu durum da kendi zihinlerinde, erkek kardeşlerinin servetinin de kendi servetlerinin de ticaretten geldiği gerçeğinden daha derin bir yer kaplıyordu.
Bay Bingley’ye babasından yaklaşık yüz bin sterlinlik bir miras kalmıştı. Babası bu parayla bir konak almak istemiş ancak buna ömrü yetmemişti. Bay Bingley’nin de zaten böyle bir niyeti vardı ve bazen hangi bölgeye yerleşeceğini bile seçtiği olurdu. Ama onun ne kadar avare olduğunu, şu sırada geniş, güzel bir eve yerleştiğini bilenler artık ömrünü Netherfield’da geçirip mülk edinme işini kendinden sonrakilere bırakmasını daha akla yakın buluyorlardı.
Kız kardeşleri, onun kendi konağına sahip olmasını çok istiyordu ve her ne kadar şimdilik yalnızca kiracı olsa da bekâr olan ablası onun evini idare etmeye hiç de isteksiz değildi. Bayan Hurst ise zenginliğinden çok, yüksek tabakadan olmasıyla dikkat çeken bir adamla evliydi ve kardeşinin evini kendi evi olarak görmekten hoşlanmıyor da değildi. Bay Bingley, kendisine rastlantı eseri tavsiye edilen Netherfield Köşkü’ne bir göz atma önerisini kabul ettiğinde reşit olalı iki sene olmuştu. Hem içine hem dışına yarım saatte baktığı evi ve büyük odalarını beğenmiş, ev sahibinin övgüsünü yeterli bulmuş ve köşkü hemen kiralamıştı.
Darcy ile aralarında, çok farklı karakterlerde olmalarına karşın çok sağlam bir arkadaşlık vardı. Kendi huyundan hiç şikâyetçi olmadığı ve kendisiyle taban tabana zıt olduğu hâlde Darcy, Bingley’yi; doğallığı, içtenliği ve uysallığı yüzünden seviyordu. Bingley’nin, Darcy’nin görüşlerinin sağlamlığına güveni tamdı ve yargılarına saygısı büyüktü. Anlayış gücü bakımından Darcy daha üstündü. Bingley de bu konuda eksikleri olan bir insan değildi ama Darcy daha zekiydi. Aynı zamanda kibirli, mesafeli, müşkülpesentti ve iyi yetişmiş biri olmasına karşın davranışları pek de cazip sayılmazdı. Bu bakımdan arkadaşı daha özeldi. Bingley gittiği her yerde kendini sevdirirken Darcy sürekli birilerinin canını sıkıyordu.
Meryton balosu hakkındaki konuşma tarzları fazlasıyla kişiliklerini yansıtıyordu. Bingley yaşamı boyunca bundan daha iyi insanlarla ya da daha güzel kızlarla tanışmamıştı, herkes ona son derece iyi ve ilgili davranmıştı, resmiyet olmamıştı, tatsızlık çıkmamıştı, kısa süre içinde odadaki herkesle tanışmıştı. Genç Bayan Bennet’a gelince, bir meleğin bile ondan daha güzel olamayacağına inanıyordu. Darcy ise arkadaşının aksine, güzellikten, kibarlıktan uzak bir insan kalabalığı görmüş, hiçbirine karşı en ufak bir ilgi duymamış, hiçbirinden de en ufak bir yakınlık görmemişti. Genç Bayan Bennet’a güzel denebilirdi ama o da fazla sırıtıyordu.
Bayan Hurst ve kız kardeşi de böyle düşünüyordu ama yine de kızı sevmişlerdi ve ondan tatlı bir kız diye bahsetmiş, hakkında daha fazla şey öğrenmekten memnuniyet duyacaklarını belirtmişlerdi. Genç Bayan Bennet’ın tatlı bir kız olduğu kabul edildi ve Bay Bingley de bunca övgüden sonra seçtiği kızın o olup olmayacağını düşünme cesareti buldu kendinde.
5
Longbourn’a yakın bir mesafede Bennet’ların özellikle samimi olduğu bir aile yaşıyordu. Sör William Lucas, önceleri Meryton’da ticaret yapıyordu, orada hatırı sayılır bir servet edinmiş ve belediye başkanlığı sırasında krala yaptığı konuşma sayesinde şövalyelikle onurlandırılmıştı. Galiba bu durumu biraz fazla ciddiye almıştı. İşinden ve küçük bir ticaret kentindeki evinden nefret etmiş ve her ikisini de terk ederek ailesini Meryton’dan yaklaşık bir mil uzaklıkta, Lucas Köşkü adını verdiği bir eve taşımıştı. Zamanını ne kadar önemli biri olduğunu düşünüp işinden kurtulmanın verdiği rahatlıkla herkese karşı kibar davranmayı iş edindiği evinde geçirebilecekti. Rütbesi her ne kadar göğsünü kabartsa da onu, başkalarına tepeden bakan biri hâline dönüştürmemişti, aksine herkesin ilgi odağıydı. Doğuştan uysal, dost canlısı ve kibar bir insan olan Sör Lucas, St. James’te kralın huzuruna kabul edildikten sonra tam anlamıyla “soylu” olup çıkmıştı.
Leydi Lucas çok iyi bir kadındı ancak Bayan Bennet’ın gözünde değerli bir komşu olmak için fazla akıllı değildi. Birkaç çocuğu vardı. En büyüğü, yirmi yedi yaşındaki Charlotte duyarlı, zeki, Elizabeth’in yakın arkadaşı olan genç bir kadındı.
Lucas’lar ile Bennet’ların genç bayanlarının buluşup her balo hakkında konuşmaları kaçınılmaz bir şeydi. Nitekim balonun ertesi sabahı Lucas’lar haber alıp vermek amacıyla Longbourn’a geldiler.
Kibar bir ifadeyle genç Bayan Lucas’a, “Geceye iyi başladınız Charlotte.” dedi Bayan Bennet, “Bay Bingley ilk sizi seçmişti.”
“Evet ama ikinciyi daha çok sevmiş gibiydi.”
“Ah! Sanırım Jane’den bahsediyorsunuz, onunla iki kez dans etti diye. Tabii, ondan çok hoşlanmış gibiydi, aslını isterseniz buna inanmayı yeğlerim, ne olduğunu tam hatırlamasam da kulağıma Bay Robinson ile ilgili bir şeyler geldi.”
“Herhâlde Bay Bingley ile Bay Robinson arasında benim kulağıma çalınan konuşmadan bahsediyorsunuz. Size bundan söz etmedim mi? Bay Robinson, Bay Bingley’ye Meryton balolarını nasıl bulduğunu, salondaki kızları beğenip beğenmediğini, en çok kimden hoşlandığını sordu. Bay Bingley bu son soruya hemen, ‘Kuşkusuz, Bennet’ların en büyük kızı. Bu konuda hiçbir görüş ayrılığı olamaz.’ diye cevap verdi.” dedi Elizabeth.
“Aman Tanrı’m! Gerçekten de kesin konuşmuş, sanki… Ama belli olmaz, belki de sonunda hiçbir şey çıkmaz.”
“Benim kulak misafiri olduğum konuşma sizinkinden çok daha farklıydı Eliza.” dedi Charlotte, “Bay Darcy, arkadaşına nazaran pek de dinlemeye değer biri sayılmaz, öyle değil mi?”
“Zavallı Eliza! Fena değil, ha?”
“Yalvarırım Lizzy’nin aklına o kötü muameleyi getirip kızın canını sıkmayın; aksi adamın teki o, beğenisini kazanmak büyük şanssızlık olur. Bayan Long dün gece bana anlattı; bir saat dibinde oturmuş, ağzını bir kere açıp tek laf etmemiş.”
“Emin misiniz anne? Sakın bir yanlışlık olmasın?” diye sordu Jane, “Ben Bay Darcy’nin onunla konuştuğunu gözlerimle gördüm.”
“Evet, çünkü sonunda Bayan Long dayanamayıp ona Netherfield’ı nasıl bulduğunu sordu, o da cevap vermek zorunda kaldı. Ama dediğine göre kendisiyle konuşuldu diye çok sinirlenmiş.”
“Bayan Bingley’nin bana söylediğine göre…” dedi Jane, “Bay Darcy çok yakınlarının arasında olmadığı sürece doğru dürüst konuşmazmış. Onların arasındayken gayet cana yakın ve hoşsohbet oluyormuş.”