Джейн Остин – Akıl ve Tutku (страница 12)
“Elimden bir şey gelmez.”
Sonra herkesle vedalaştı.
“Bayan Dashwood, sizi ve kız kardeşlerinizi bu kış şehirde görebilecek miyim acaba?”
“Hiç sanmıyorum.”
“O zaman size hiç istemediğim kadar uzun bir süre için veda etmeliyim.”
Marianne’e sadece eğilerek selam verdi ve tek laf etmedi.
Bayan Jennings, “Hadi albay, gitmeden ne işin olduğunu söyle bari…” dedi.
Albay ona iyi sabahlar dileyerek Sör John ile birlikte odadan çıktı.
Kibarlıktan o zamana kadar içlerinde tuttukları yakınmaları ve feryatları artık ortaya döküyorlardı; hepsi de böyle yüzüstü bırakılmanın ne kadar sinir bozucu olduğu üzerinde tekrar tekrar fikir birliğine vardılar.
Bayan Jennings neşe içinde “Ben ne işi olduğunu tahmin edebiliyorum, ama…” dedi.
Neredeyse herkes, “Gerçekten mi?” dedi.
“Elbette. Kesin Bayan Williams ile alakalı.”
Marianne, “Bayan Williams kim?” diye sordu.
“Ne? Bayan Williams’dan haberin yok mu senin? Eminim daha önce duymuşsundur. Albayın akrabası; hem de çok yakın bir akrabası. Siz genç hanımları ürkütmekten korktuğumuz için ne kadar yakın olduğunu söylemeyeceğim.” dedi ve fısıldayarak ekledi: “Gayrimeşru kızı.”
“Sahi mi?!”
“Ah, tabii ki! Hatta hık demiş burnundan düşmüş. Albay tüm servetini ona bırakacak bence.”
Leydi Middleton’ın zarafet duygusu yara almıştı; gayrimeşru kız konusunu kapatmak için şahsen havalar hakkında bir iki söz etme zahmetine girdi.
Sör John döndüğünde o da yaşanan talihsizliğin herkeste yol açtığı üzüntüye bütün kalbiyle katıldığını belirtti; yine de burada hep beraber toplandıklarına göre eğlenmek için bir şeyler yapmaları gerektiğini söyleyerek sözlerini bitirdi; biraz fikir teatisinden sonra, eğlencenin tadına yalnızca Whitwell’de varılabilecektiyse de en azından kırda bir araba turu atarak da gönüllerine göre bir şey yapabileceklerine karar verdiler. Bunun üzerine araçlar hazırlandı; ilk önce Willoughby’ninki geldi, Marianne arabaya bindiğinde hiç olmadığı kadar mutlu gözüküyordu. Willoughby Park boyunca oldukça süratli kullandı ve kısa zamanda gözden kayboldular; geriye herkesten önce döndüler ve o zamana kadar da kimse nerede olduklarını görmedi. Gezintiden ikisi de mutlu olmuşa benziyordu fakat diğerleri tepelerde dolaşırken, onlar yalnızca patikalarda dolaştıklarından bahsettiler; daha fazla bir şey paylaşmadılar.
Akşam dans gecesi düzenlemeye karar verdiler; herkes gün boyunca çok eğlenmeliydi. Carey ailesinden birkaç kişi daha akşam yemeğine katıldı ve masaya yaklaşık on iki kişinin oturmasının tadını çıkardılar; Sör John memnun gözlerle izledi masayı. Willoughby her zamanki gibi iki Dashwood kızının arasına oturmuştu. Bayan Jennings, Elinor’un sağ tarafında oturdu. Çok geçmeden Elinor ve Willoughby’nin arkasından eğilerek onların da duyabileceği kadar yüksek bir sesle Marianne’e “Çok uğraştınız ama buldum sizi. Sabah nerede olduğunuzu biliyorum.” dedi.
Marianne kızardı. Aceleyle, “Neredeymişiz acaba?” dedi.
Willoughby, “Bilmiyor muydunuz?” dedi, “Arabamla uzaklaşmıştık.”
“Elbette Bay Arsız, o kadarını çok iyi biliyorum fakat sizin nereye gittiğinizi bulmaya kararlıydım. Umarım evinizi sevmişsinizdir Bayan Marianne. Çok büyük bir ev; sizi ziyarete geldiğimde yeni eşyalarla döşemiş olursunuz umarım; altı yıl önce oraya gittiğimde öyle bir şeye ihtiyacı vardı çünkü.”
Marianne büyük bir utangaçlıkla… başını başka yöne çevirdi. Bayan Jennings içten bir kahkaha attı; Elinor onların ne yaptığını öğrenmeyi kafasına koyunca, hizmetkârlardan birini Willoughby’nin seyisiyle konuşturtmuştu; böylece Allenham’a gittiklerini, bahçede yürüyüş yaptıklarını, evin her tarafını gezerek bir hayli vakit geçirdiklerini öğrenmişti.
Elinor buna inanamıyordu; Willoughby’nin böyle bir şeyi teklif etmesi ve Marianne’in hiç tanımadığı Bayan Smith içerideyken oraya gitmeyi kabul etmesi pek muhtemel gelmiyordu.
Yemek odasından çıkar çıkmaz Elinor, ona bunların doğru olup olmadığını sordu ve Bayan Jennings’in lafını ettiği her şeyin doğru olduğunu öğrenince oldukça şaşırdı. Marianne bundan şüphe ettiği için ona çok kızdı.
“Neden oraya gitmediğimizi ve evi gezmediğimizi düşünesin ki Elinor? Bu senin de pek çok kez yapmayı istediğin bir şey değil mi?”
“Elbette Marianne. Fakat Bayan Smith oradayken gitmezdim; hele de Willoughby ile yalnızken…”
“Willoughby o evi gezdirebilecek tek kişi; üstü açık bir arabayla gittiğimiz için de başkasını alamazdık yanımıza. Hayatımın en güzel sabahlarından biriydi.”
“Bir şeyin güzel olması her zaman münasip olduğunun kanıtı olamaz ama…” diye cevap verdi Elinor.
“Aksine, bence en iyi kanıtı odur Elinor; yaptığım şeyde en ufak bir yanlışlık olsaydı, o zaman bunu hissederdim çünkü ne zaman yanlış şeyler yaptığımı bilirim, öyle olsaydı hiç zevk alamazdım.”
“Sevgili Marianne, şimdiden küstah tepkiler vermene yol açtığı hâlde, davranışının doğruluğun şüphe etmiyor musun hâlâ?”
“Eğer davranışımızın uygunsuz olduğunu Bayan Jennings’in söylediklerinden çıkarıyorsan, o zaman hepimizin her anı yanlışlarla dolu demektir. Onun tavsiyelerine de eleştirilerine de değer vermiyorum. Willoughby ile Bayan Smith’in arazisinde dolaşmakla veya evini gezmekle herhangi bir yanlış yaptığımı düşünmüyorum. Bir gün hepsi Willoughby’nin olacak ve…”
“Ve de senin olacaksa Marianne, bu bile yaptığının doğru olduğunu göstermez.”
Marianne bunu duyunca kızardı fakat yine de açıkça mutlu oldu; on dakika durup düşündükten sonra kardeşinin yanına gelip büyük bir neşe ile “Allenham’a gitmek yanlıştı belki Elinor fakat Bay Willoughby özellikle orayı göstermek istedi; seni temin ederim çok da güzel bir ev. Üst katta oldukça güzel bir oturma odası var; günlük kullanılabilecek kadar geniş ve modern mobilyalarla döşenirse güzel olacaktır. Köşe odası; iki duvarda da pencereleri var. Birinden evin ardı boyunca uzanan muhteşem korunun, diğerinden ise kilise ve köyün hatta onların da ardında uzanan, her zaman hayranlıkla izlediğimiz o tepelerin de manzarasını izleyebiliyorsun. Pek aklıma yatmadı ama -zira hiçbir şey o mobilyadan daha sıkıcı olamaz- şöyle bir dayanıp döşense Willoughby’nin söylediğine göre birkaç yüz pound harcayıp, İngiltere’nin en güzel yazlık odalarından biri hâline getirebilirmişiz.” dedi.
Başkaları araya girmeseydi eğer Elinor onun evin her odasını tek tek aynı haz ile tarif etmesini dinleyecekti.
14
Tüm tanıdıklarının gelip gidenleriyle canlı bir şekilde ilgilenen herkeste olması gerektiği gibi tam bir meraklı olan Bayan Jennings’in iki üç gün boyunca zihnini meşgul eden, merakını celbeden bir şey vardı: Albay Brandon’ın aniden Park’taki ziyaretini sonlandırması ve bunun sebebini gizleme konusundaki kararlılığı. Sürekli sebebin ne olabileceğini merak etti; kötü bir haber olduğu belliydi; o zaman başına gelebilecek her türlü belayı düşünmeye çalıştı, hem de işini şansa bırakmayacak bir kararlılıkla.
“Çok hazin bir şey olmalı. Yüzünden belliydi. Zavallı adam! Vaziyeti kötü olabilir. Delaford’daki mülkü yılda iki binden fazla getirmiyor, kardeşi de her şeyi karıştırdı. Parayla alakalı bir mevzu yüzünden gitmiş olmalı. Başka ne olabilir ki? Öyle mi acaba? Hakikati öğrenmek için her şeyi verirdim. Belki de Bayan Williams’la alakalıdır hatta bence kesin öyle, çünkü ondan bahsettiğimde çok utandı. Şehirde hastalanmıştır belki; büyük ihtimalle öyledir, hep hasta gibiydi zaten. Bayan Williams ile ilgili olduğuna bahse girerim. Albay, şu anda parayı dert etmiyordur çünkü çok akıllı ve dikkatli bir adam, mülkü de şimdiye dek çoktan hâle yola koymuştur. Ne olabilir acaba? Belki kız kardeşinin durumu iyi değildir, Avignon’a çağırmıştır. Yoksa alelacele niye çıksın ki? Derdi her neyse yakında çözülmesini ve kendine iyi bir eş bulmasını diliyorum tüm kalbimle.”
Bunları merak etti ve bu sözler ağzından döküldü Bayan Jennings’in, aklına gelen her yeni ihtimalle fikri değişiyordu ve her ihtimal eşit derecede muhtemel görünüyordu ona. Elinor, içtenlikle Albay Brandon’ın iyiliğini istiyordu fakat onun aniden gidişine Bayan Jennings kadar çok merak duymamıştı; bu kadar çok şaşıracak veya çeşitli ihtimaller düşünmeyi gerektirecek bir mesele olmadığını düşünüyor, merakını ise başka bir şey çekiyordu. Marianne ve Willoughby’nin bu hususta fazlasıyla sessiz kalmalarına takılmıştı; oysa onların çok ilgileneceklerini sanıyordu. Bu sessizlik devam ettikçe durum -bunun her ikisinin mizacına aykırı olduğu hesaba katılırsa- gün geçtikçe daha da tuhaflaşmaya başladı. Elinor birbirlerine olan her günkü davranışlarına bakılırsa oldu denen şeyi neden hâlâ annesine ve kendisine açıklamadıklarını anlayamıyordu.
Evliliği hemen gerçekleştirmeyeceklerini kolayca anlayabilirdi; Willoughby bağımsız olabilirdi fakat zengin olduğuna inanmak için elde bir sebep bulunmuyordu. Sör John mülkünün yıllık altı yedi yüz pound getirdiğini söylemişti fakat Willoughby böyle bir gelirin karşılayamayacağı bir yaşam sürüyordu ve sık sık da yoksulluğundan dem vuruyordu. Fakat sözlenmeleri ile alakalı, aslında hiçbir şeyin üstünü örtmeyen bu tür bir gizliliği sürdürmeleri hayli tuhaftı; üstelik onların fikirlerine ve davranışlarına da o kadar aykırıydı ki Elinor’un zihninde bazen gerçekten sözlendiklerine dair bir şüphe uyanıyordu ve bu şüphe de onu, Marianne’e bunu sormaktan alıkoyuyordu.