Асатаро Миямори – Samuray Hikâyeleri (страница 4)
“Yalan değil, lordum. Serçeleri kendi rızamla yakaladığım doğrudur. Kabahatimden benden başka kimse sorumlu değildir. Çatıdan düşüşüm cennetin bana verdiği cezaydı. Sizin de beni cezalandırmaya hakkınız var. Öyle yapmanız için yalvarıyorum.”
Bu sözler üzerine Chōshirō herhangi bir korku ibaresi göstermeden çantanın içine girdi.
“Ne inatçı oğlan!” diye haykırdı Şogun öfkeyle.
Ardından karısının yardımıyla, içinde oğlanın durduğu çantanın ağzını sıkıca bağladı ve onu koridorun duvarındaki bir çiviye astırdı. Zavallı çocuğu bu durumda bıraktılar ve hepsi bir kez daha bozulan istirahatlerine döndü.
Ertesi sabahın ilerleyen saatlerinde kahvaltısını yapan ve hazırlanmasını tamamlayan Leydi Eyo iki nedimesiyle çantanın hâlâ asılı durduğu koridora çıktı ve indirilmesini emretti. Açıldığında oğlan hâlâ elinde ölü serçeleri tutuyordu.
“Günaydın, hanımefendi hazretleri,” dedi Chōshirō¸ kapalı yumruklarıyla gözlerini ovalarken.
“Serçeleri almanı Takechiyo emretti, değil mi?” dedi Leydi Eyo nazikçe, oğlana gerçeği itiraf ettirmeyi umarak.
“Hayır, leydim. Bizzat benim fikrimdi. Takechiyo Sama’nın bu konuyla alakası yok.”
“Gel çocuk. Bu kadar inatçıysan daima hapis kalacak ve asla bir şey yemeyeceksin. Ama doğru olduğuna inandığım şeyi itiraf edersen serbest kalacak ve hemen yiyecek alacaksın. Şimdi gerçeği anlat.”
“Leydim, bana emrettiğiniz gibi gerçeği anlatacağım fakat öyle açım ki konuşacak mecalim yok. Öncesinde biraz yiyecek isteyebilir miyim? Birazcık
“Aferin oğlum, sana hemen
Leydi emri verdi ve çok geçmeden oğlan pirinç keklerini şevkle yiyip bitirdi. Ayağını yere vuran Leydi Eyo, Şogun’un odasına koştu ve olanları ona abartarak anlattı. Şogun son derece sinirliydi.
“Küçük velet,” diye bağırdı, ayağa kalktı ve Yoshimitsu kılıcını eline alarak, “Onu bizzat öldüreceğim. Tango Hasegawa, Chōshirō’yu buraya getir,” dedi.
Tango suçluyu çantada, elleri kucağında otururken buldu.
“Chōshirō,” dedi, “Lort Hazretleri sana fena kızgın, inatçılığın ve arsızlığın dayanma sınırını aştı. Seni kendi elleriyle öldürmeye niyetli. Hemen öldürülmeye hazırlan.”
“Epey hazırım, efendim.”
“Baban eski bir arkadaşımdır,” diye devam etti adam acıklı bir şekilde. “Ona veda mesajın varsa ulaştırmakla yükümlüyüm.”
“Sağ olun, efendim ama babama söyleyecek bir şeyim yok. Hayatını sadakat uğruna feda etmek samurayın görevidir. Ölümümden sonra efendim Şogun’un itiraf isteğini neden reddettiğim anlaşılacaktır. Babama yalnızca yazgımı lordumun kendi kılıcıyla, korkusuzca karşıladığımı söyleyin. Tek üzüntüm annemin şu anda hasta olması ve bu haberin onun da ölümünü getirebilme ihtimalidir. Tek pişmanlığım bu.”
“Sahiden kahramanca bir azim!” diye haykırdı Tango, gözyaşlarını tutamadı. “Ona ölümü nasıl karşıladığını anlattığımda baban seninle gurur duyacak, oğlum.”
Chōshirō’yu elinden tutan Tango onu Şogun ile hanımının huzuruna götürdü. İçeri girdiklerinde sert soylu ayağa kalktı ve elini kılıcının kabzasına koyarak onlara yaklaşmalarını işaret etti. Cesur oğlan dizleri üstünde dururken boynunda kalan saç tutamlarını itti ve ellerini birleştirip gözlerini kapayarak sakince başının kesilmesini bekledi. Şogun’un erkeksi merhameti bu acınası görüntü karşısında kayıtsız kalamadı. Kılıcını uzağa fırlatarak “Chōshirō, bağışlandın!” diye bağırdı. “Genç efendine duyduğun üstün vefayı görüyorum, ölümüne sadıksın! Tango, şimdiden söylüyorum; Takechiyo Şogun olarak vârisim olduğunda hiç kimse bu yiğit genç samuray kadar insanları yönetmesine yardım etmeyi beceremeyecek. Chōshirō, affedildin!”
Katsuno’nun İntikamı
I
Bir adam ve bir kadın, kısmen kar beyazı çiçekleri ay ışığında parlayan
Adam, Oda Nobuyuki’nin meclis üyesi, Owari vilayetindeki Iwakura Kalesi’nin lordu Sakuma Shichiroyemon’du. Yaklaşık elli iki yaşında, güçlü kasları ve sık gri bıyıkları olan sert görünüşlü bir adamdı. Kibirli, çabuk sinirlenen ve son derece kıskanç biri olduğundan astlarına zulmediyordu ve bu sebepten klanın tamamı ondan nefret ediyordu. Şu anda konuştuğu kişi yaşına yakın bir kadın olan Lort Oda’nın nedimelerinin amiri O-Tora-no-Kata’ydı. Huysuz, kurnaz ve paragöz bir kocakarı olduğundan hizmetçiler ona dehşet ve tiksintiyle bakıyorlardı. “Tencere yuvarlanmış kapağını bulmuş.” Kadın, mevkisini güvenceye almak için saygıdeğer Shichiroyemon’un sinsice gözüne girmiş, adamsa onu lordunun, aynı zamanda meslektaşlarının ve astlarının eylemlerini gözetlemeye göndermişti.
“Ne oldu, Madam Tora?” diye sordu Shichiroyemon, yüzü öfkeyle kızarırken. “Lordumuzun o Hachiyalı toy oğlanı benim yerime baş meclis üyesi olarak atayacağını mı söylemeye çalışıyorsun?”
“Ben duyduğumu tekrar ediyorum, bütün hizmetçiler öyle diyor…”
“Öf! O Hachiya’dan, nerede doğduğu bilinmeyen köylünün oğlundan nasıl nefret ediyorum! Kim bilir nereden geldi! Solgun, kılsız yüzlü, kadınsı delikanlı! Lordumuza nasıl rahatça dalkavukluk ediyor! Hiç savaşa girmedi, savaş döneminde kitap kurdu ne işe yarar? Ama bu tecrübesiz genç adam Baş Meclis Üyesi olacak! Hıh, ne sevdaymış! Ha, ha, ha!”
“Henüz kaynamayacak. Ateş yeterince harlanmadı.”
“Ha! Ateş mi?”
“Ha, ha!” dedi O-Tora nahoş bir gülümsemeyle. “Burada seni tutuşturmak için güzel yakıtım var.”
“Beni böyle sinirlendirmeye çalışma,” dedi adam sabırsızca. “Derhal anlat.”
“Bu sırların sırrıdır. Hemen… eh işte… satamam.” Yavaş konuştu, “satmak” kelimesine özellikle vurgu yapmıştı.
“Ne açgözlüsün! O zaman sırrını bununla satın alacağım.” Bunu söyledikten sonra Shichiroyemon göğsünden bir paket para çıkardı ve minderin üzerine fırlattı. Kocakarı sessizce paraları eline aldı, dudaklarında kurnaz bir gülümseme belirdi.
“Bay Sakuma, tetikte olmayı bırakmalısınız.”
“Ne demek istiyorsun?”
“Ee, K…; ondan vazgeçmelisiniz.”
“Ne! Katsuno’dan vazgeçmek mi?” diye haykırdı Shichiroyemon, ürkmüştü. “Niçin? Çabuk söyle!”
“Şaşırmayın, efendim. Lordumuz onu evlendirerek Hachiya’ya vermenizi istiyor.”
Katsuno, Oda Nobuyuki’nin en sevdiği nedimesiydi. On dokuz yaşında genç bir kadındı; güzelliğin, zarafetin, tatlı huyun nezaket ve ağırbaşlılıkla birleşiminin vücut bulmuş haliydi. Yaşına rağmen Shichiroyemon bu güzel genç kıza delice âşıktı ancak O-Tora aracılığıyla ona her şekilde kur yapmış olsa da kız teklifine cevap vermeye hiç meyletmemişti.
“Hachiyo, Katsuno’yla münasebet mi kurdu?” diye sordu Shichiroyemon endişeyle.
“Öyle değil, ikisinin de son derece dürüst ahmaklar olduklarını biliyorsun. O iş için fazla aptallar. Meyilleri varsa bile uyanık gözlerimden sakınamazlar, onu şeytan dahi yapamaz!”
“O halde lordumuzun emri mi?”
“Öyle. Bugün hanımımız bana dedi ki: ‘Hachiyo’nun daha fazla yalnız kalması uygun değil; Katsuno güzel ve müthiş akıllı bir genç kız, vefakâr hizmetlerinden ötürü yakında onu Hachiya’yla evlendireceğim!’ Evet, kesinlikle bana hanımımız söyledi.”
“Sahiden öyle mi?” dedi Shichiroyemon. Kaşları çatıldı ve gözleri kıskançlığının yoğunluğuyla dik dik baktı. “O toy, köylünün oğlu Hachiya! Benim gibi yetenekli ve tecrübeli biri yerine onu seçmeleri ne rezillik, üstelik onu Katsuno’yla evlendirmeleri bir o kadar yanlış. Nasıl bir hakaret bu! Benim yaşımda biri için nasıl bir aşağılama! Buna katlanamam! O Hachiya’ya, can düşmanıma karşı birkaç adım atmadan rahata ermeyeceğim! İntikamımı alacağım! Beni dokunulmazlığıyla kışkırtamaz!” Öyle şiddetle konuşuyordu ve yüzündeki ifade öyle şeytaniydi ki ihtiyar kadın korktu.
“Öfkeniz son derece doğal efendim ama biliyorsunuz, ‘Öfke kayba yol açar.’ Bu meseleyi daha sakince düşünmelisiniz.”
“Önereceğin bir şey var mı?”
“Eh… Elbette ilk olarak Hachiya’ya suikast düzenlenmeli ve sonra Katsuno’yu bir bahaneyle lordumuzun ellerinden almalıyız. O konuyu ben üstleneceğim.”
“Ben de diğer işin icabına bakacağım! Lakin dikkatli ol, Madam Tora!”
Bunun üzerine serin rüzgâr odayı arşınladı ve lambanın ışığını söndürerek şimdilik konuşmalarına da bir son verdi.
II
Sonbaharın hoş bir öğleden sonrasıydı, Iwakura Kalesi’nin bahçesindeki kızıl akçaağaçlar ve çeşitli renklerdeki kasımpatılar güzelliklerinin zirvesindeydiler.
Bugün Nobuyuki’nin babasının ölüm yıldönümü olduğundan kalede oturanlar sabahın erken saatlerinden beri dini törenlerle, merhumun mezarını ziyaretle meşgullerdi ve bu akşam samurayların tamamına bir ziyafet verilecekti.
Saat neredeyse dört olmuştu ve dinlenme molası vermek için özel odaya çekilen birkaç nedime uzun uzun konuşuyordu.
“Ne çenebazsınız siz, nedimeler! Serçe gibi gevezelik ediyorsunuz.” O anda içeri giren O-Tora neşeli sohbetlerini etkili bir şekilde kesmek için küçümseyen bir yorumda bulundu. Kendisi de oturduğu sırada yılışık, genç bir kız vakur bir gülümsemeyle konuşmaya cüret etti. “Ama Madam, kadınlar doğaları gereği çenebaz değiller midir? ‘bülbüller erik çiçeklerini ziyaret eder’ ve ‘serçeler ve kaplanlar bambu korularını ziyaret eder’, o yüzden biz serçe gibi çene çalarak Madam Tora’yı (kaplanı) yanımıza getirmeyi umarız.”
Bu hazırcevaplık üzerine diğer hizmetçiler yüksek sesle kahkaha attılar ve huysuz mürebbiye bile ekşi bir gülümsemeyi bastıramadı.