Анонимный автор – Kardeş Sesler 2020 (страница 12)
Ne enkazından hangi insanlardan söz ediyorlar?
Başım çok fena ağrıyor.
Şimdi hatırlıyorum, dün gece her yer sallandı ve bir anda sanki kıyamet koptu. Ne olduğunu anlayamadan her şey üzerimize çöktü. Bağırışmalar dışında hiçbir şey hatırlayamıyorum.
Aman Allah’ım! Ben yıkılan binanın altındayım. Bağırmalıyım. Sesimi yukarıdakilere duyurmalıyım.
“İmdat! İmdat!” diye sesimin çıktığı kadar bağırdım.
Beni duymuyorlardı.
Enkaz altında ölmek istemiyordum. Böyle ölmeyi hiçbir insan istemezdi.
Niye böyle şeyler düşünüyordum ben? Umutluydum. Hayallerimden vaz geçmiyordum. Kurtulacaktım. Okuyacaktım. İyi bir mesleğe sahip olacaktım. Mutlu mesut bir yuva kuracaktım. Nişanlımın bu şehirde olmadığına seviniyordum. O güvendeydi.
“Yaşamak buraya kadar mı?” diye düşünürken bu defa yakından gelen sesler duydum.
“İmdaat! İmdat!” diye bağırmaya başladım.
Beni duydular. “Sakin ol! Seni kurtaracağız!“ dediler.
Bedenimdeki acılar zaman geçtikçe çoğalıyordu. Ruhumu acıtacak kadar artmıştı.
Ne kadar dayanabileceğimi bilmiyordum.
Kendim ve enkaz altında kalan bütün insanlar için dualar ediyordum.
Kabir azabı böyle bir şey olmalıydı.
Gözümün önüne nişanlım geldi. Onunla yaşayacağımız güzel günleri düşündüm. İnsan böyle durumlarda bile hayâl kurabiliyordu. Herkes mi, yoksa tek ben mi böyleydim?
Enkaz altındakilerin seslerini de duyuyordum. Acılar içinde kıvrandıkları seslerinden anlaşılıyordu.
Yukarıdakilerin sesleri bir uzaklaşıyor bir yaklaşıyordu. Sesler uzaklaştıkça umudum azalıyor, üzülüyordum; sesler yaklaştıkça kurtulacağımı düşünüp seviniyordum.
Başımdaki ağrı giderek şiddetleniyordu. Ruhum daralıyor, kalbim sıkışıyor, ölümün yaklaştığını hissediyordum.
Daha yakından bir ses… Bana sesleniyorlardı. Bana adımla sesleniyorlardı. Yukarıda mutlaka benim enkaz altında olduğumu bilenler vardı. Çalışıyorlardı.
“Dayan, seni kurtaracağız!” diyorlardı.
Ancak gözlerim kararmaya başlamıştı.
Dayanırsam kurtulacaktım.
Dayanmak nasıl oluyordu ki…
“Bizi duyuyor musun?” diyorlardı.
Onları duyuyordum, cevap veremiyordum.
Dayanırsam kurtulacaktım.
SÖZ VERİYORUM
Bugün yine şiir yazmaya başlarken düşüncelere daldım.
İnsanların bana karşı önyargılı olmaları, engelli muamelesi yapmalarını düşününce yüreğim yine acıyla doldu.
Şükür ki önyargılı yaklaşmayan, sohbet edebildiğim kalbi güzel, anlayışlı insanlar da vardı. Bu insanlardan biri de Meltem idi… Aşık olduğum güzel kız.
Ona şiirlerimi okurdum ama kendisi için yazdıklarımı değil… Çünkü kızacağından korkardım. “Sen ameliyatlısın, engelliler için özel okula gittin ve şimdi malulen emeklisin!” diye kusurumu yüzüme vuracağından korkardım.“
Bir gün parkta yürüyorduk…
“Beni seviyorsun değil mi?” diye sordu.
“Seviyorum tabi, arkadaşız biz.” diye cevap verdim.
Yüzüme baktı.
“Sadece arkadaş olarak mı?”
Ne diyeceğimi şaşırdım, korktum da.
“Duygularını saklayıp kendine eziyet etme; bana aşık olduğunu biliyorum.”
Meltem’in gözlerine baktım. Önce “Acaba alay mı, yoksa ciddi mi?” diye anlamaya çalıştım. Umutlandım. Sonra; “Evet sana aşığım, seni çok seviyorum Meltem. Ama bunu sana söylemekten hep korktum. Bir türlü söyleyemedim.”
Meltem gözlerini kıstı, yere doğru baktı.
“Kızdın mı?” dedim.
“Hayır kızmadım, ben de seni çok seviyorum.” dedi. Yüzü pembeleşmişti. Utanmış mıydı? Eve dönmesi gerektiğini söyleyerek yanımdan ayrıldı.
Gözden kayboluncaya kadar ardından baktım. Tam olarak sevinemedim. Çünkü cevabı içten değildi, hislerim bana samimi olmadığını söylüyordu. Bir türlü sonu gelmeyen tedavi sürecimin artık bitmesini herkesten çok ben istiyordum.
Babamla birlikte sağlık kontrolüm için gittiğimiz doktora sordum: “Bu tedavi daha ne kadar devam edecek? Artık yoruldum. Bir daha ameliyat olmak ve yıllarımı hastaneler de geçirmek istemiyorum.”
Doktor, anlayışla yüzüme baktı, biraz düşündükten sonra cevap verdi:
“Seni anlıyorum. Son ameliyattan sonra birkaç kez daha durumuna bakacağız, ondan sonra karar vereceğiz.” Görüşme bittikten sonra eve geldik. Meltem’in parkta söyledikleri de aklımdan çıkmıyordu. Beynime ağır gelen bu düşüncelerimi biraz olsun hafifletmek için yazmak ihtiyacı duyuyordum. Odama çıkıp yazmaya başlarken telefonuma mesaj geldi; Baktım Meltem’den geliyordu.
“Bana aşık olduğunu çoktan anlamıştım, şımarıklık edip senden duymak istedim. Ama pişman oldum, keşke sormasaydım, bunun için kendime çok kızıyorum çünkü sen iyi insansın sevmeyi ve sevilmeyi hak ediyorsun. Şunu bil ki ben seni bir arkadaş olarak seviyorum. Ayrıca yakında başka semte taşınacağız… Belki böylesi daha iyi olur; bunu da bildirmek için yazdım. Sakın dert edip kendini üzme olur mu? Hoşça kal.”
Derin nefes alarak cevap yazdım: “Ah Meltem… Ben hissetmiştim zaten, bu mesajı yazmasan da olurdu. Kızmıyorum sana ve söz veriyorum; Kendimi üzmeyeceğim.”
Omzuma bir el dokundu, ani hareketle döndüm, annemdi.
“Yine dalmışsın düşüncelere… Seslendim duymadın; hadi gel sofra hazır.” dedi.
“Tamam, geliyorum anne.”
Annem şiir defterime bakıp gitti. Ben, kalbimde hüzünle, yüzümde acı bir tebessümle Meltem’e yazmak istediğim son şiiri yarım bırakıp kalktım.
SİNEK İLACI
Saat sabahın sekizi oldu, bugün biraz daha uyuyayım dedim ama yağmurun sesi ve şimşek gürültüsü yüzünden uyuyamadım.
Hayme yine benden önce kalkmış, kahvaltı hazırlıyordu.
Hayme erken kalkmayı sever. “Çok uyumak insanın ömründen alıyor.“ der.
Yatağımdan kalkarken Hayme aşağıdan seslendi. “Uyandın mı, uyandıysan gel kahvaltını et!“
Giyindim, aşağıya indim, sofraya oturdum.
Hayme her sabah olduğu gibi yine mükemmel bir kahvaltı sofrası hazırlamıştı.
“Ah Hayme, ben senin hakkını nasıl ödeyeceğim?“ dedim.
“Kahvaltını et kahvaltını.“ diyerek güldü.
Evli oğlumuz gelin ve çocuklarla başka bir şehirde kalıyordu. Özlemiştik.