18+
реклама
18+
Бургер менюБургер меню

Анонимный автор – Karakalpak Halk Masalları (страница 2)

18

– Uykum geldi, nine, demiş.

– Uykun geldiyse uyu. Acı hastalığını iyileştiriyor onun etkisi demiş. Abat Batır horuldayarak uykuya dalmış. Bir süre sonra horultuları azalmış. Daha sonra da sesi kesilmiş. Abat Batır’ın sesi kesilince cadı içinden “kesin öldü” demiş.

– Yiğidin derin uyuyor yavrum. O uyurken suya gidip gelelim. Akarsuyu görmek iyi gelir. Gönlün de zihnin de açılır. Dolaşıp hava alalım, demiş cadı Abat Batır’ın eşine.

– Tamam, olur, ana demiş o da. İkisi beraber suya gitmişler.

– Cadı, yavrum, ikimiz sırayla suya girelim, demiş. Kız tamam deyip girmiş.

– Madem suya girdik, oyun oynayalım, sudan dışarı çıkma demiş cadı. Cadı hemen padişahın askerlerini çağırmış. Askerler kızı suyun içinden yakalayıp giyindirmişler. Hemen gemiye bindirip Kısırav padişaha götürmek üzere yola çıkmışlar. Kız yiğidinin geleceğini ümit ederek ağlayıp sızlamış. Kendi kendine, “Kara küheylan uçan kuş gibiydi. Şimdiye kadar arkamızdan yetişmiş olmalıydı. Cadı az önceki yemeğe bir şey kattı galiba.” demiş. Günlerce yol gittikten sonra Kısırav padişahın ülkesine varmışlar. Kızı padişaha götürmüşler. Kızı gören padişah görür görmez ölesiye âşık olmuş ve kıza:

– Benim olacaksın, demiş.

– Padişahım, bir şartım var. O şartımı yerine getirirseniz sizin olurum, demiş.

– Şartını söyle! Hallederiz, demiş padişah.

– Şehrin doğu tarafına insanoğlunun aklının almayacağı bir şehir inşa ettir. Bunu bir gecede bitirt. Sonra şehri yapan kişi, beni getiren nine ve üç kızınla bir gün birlikte eğleneceğiz. Eğleneceğimiz gün, güneş battıktan sonra sarayda çıra yakılmayacak. Hiç kimse dışarı çıkmayacak. İçmek için alkol gibi ihtiyaçlarımızı karşılayacaksın. Eğlenceden sonra nikâh kıydırıp sizin olacağım, demiş. Padişah:

– Tamam, demiş. “Bir gecede şehir inşa edebilecek kim varsa padişahın huzuruna gelsin, şehir inşa edecek olan kişiye padişah istediğini verecektir.” diye ilan verilmiş. Abat Batır’ın üç dostu da bu şehirdeymiş. İlanı duyan üç dostu padişahın huzuruna çıkmışlar:

– Bir gecede şehir inşa edebiliriz. Ancak bir şartmız var. Güneş battıktan sonra şehirde parlayan bir ateş ve insan olmasın, o zaman şehir inşa edebiliriz, demişler. Padişah da “Şehirde parlayan bir ateş ve insan olmasın. Kim bu emre uymazsa öldürülür ve malı padişahlığın olur!” diye ilan verdirmiş. Abat Batır’ın dostları o akşam şehri kurmaya başlamışlar. Abat Batır’ın eşinin gözüne uyku girmemiş. Abat Batır’ın üç dostunun şehri inşa etmek için padişahın huzurna çıkmalarını dileyip beklemiş. Pencereden baktığında binlerce insanın olduğunu kalabalığın yere göğe sığmadığını görmüş. Abat Batır’ın dostlarının da aralarında olduğunu anlamış. Sabaha kadar şehri inşa etmişler. Böyle olunca da kızın padişahtan istediği gibi şehri inşa eden üç kişi, padişahın üç kızı ve cadı bir gece birlikte eğlenmişler. Eğlence sırasında kız cadıyı ve padişahın kızlarnı sarhoş edip Abat Batır’ın üç dostuyla tanışmış:

– Abat Batır adlı kahramanı tanıyor musunuz, diye sormuş.

– Tanıyoruz.

– Ben Abat Batır’ın karısıyım. Bu cadı Abat’ı zehirleyerek öldürdü. Beni de buraya getirdi, demiş. Sonra kız bir şehri başka bir şehre taşıyana:

– Benim şehrimi buraya getir demiş. O da dışarı çıkmış. Az sonra sert bir fırtına başlamış. Fırtına şehri kaldırmış. Bir süre sonra fırtına durmuş.

– Getirdim şehri, demiş şehri taşıma yeteneği olan. Kız Abat Batır’ın üç dostu ile dışarı çıktığında şehrin tam evin yanına taşındığını görmüş. Kara tay da orada duruyormuş. Dördü beraber eve girdiklerinde, Abat Batır yarı çıplak halde yatıyormuş. Yedi yıllık ölüye can verme yeteneği olana:

– Oku, demiş. İkisi zikir çekmiş, ölüyü canlandıran da dua etmiş. Biraz zaman geçtikten sonra Abat Batır canlanarak:

– Çok uyumuşum diyerek yerinden fırlamış. Gözünü açtığında üç dostunu görmüş. Kucaklaşıp ağlaşmışlar:

– Siz nereden çıktınız, diye sormuş Abat Batır. Onlar olan bitenleri tek tek anlatmışlar. O zaman Abat Batır ölüp dirildiğini öğrenmiş.

Abat Batır dışarı çıkmış ve hayalinin yetmeyeceği benzersiz güzellikte olan bu şehri görmüş. Abat Batır’ı cadının uyuduğu odanın önüne götürmüşler. Karısı içeriye girip cadıyı uyandırmış ve dışarıya çıkarmış. Cadı dışarı çıktığında, Abat Batır’ı canlı, kara küheylanın da bağlı olarak durduğunu görmüş. Cadı çok korkmuş. Onlar hemen orada cadıyı kılıçtan geçirmişler.

Sonra Abat Batır padişahın üç kızını dostlarıyla nikâhlamış.

Kısırav padişah sabah kalkıp baktığında şehir ve şehre dair hiçbir şey yokmuş. Kızları da cadı da evlenmek isetiği kişi de yokmuş. Sağa sola bakmış ki şehir inşa eden üç kişinin de olmadığını görmüş. Bu başına gelen belanın o üç kişinin başının altından çıktığını şehri onların götürdüğünü anlamış ve kırk bin askerini alıp Abat Batır’la savaşmak üzere yola çıkmış. Günlerce yol gittikten sonra Abat Batır’ın şehrine gelip onunla savaşmış. Bu savaşta kırk bin askerin hepsi ölmüş. Abat Batır Kısırav padişahı yakalayarak kılıçla öldürmüş. O şehrin insanları ülkelerine tekrar kavuşmuşlar. Böylelikle Abat Batır padişah olmuş ve hepsi muradına ermiş.

KIRAN

Eskiden bir padişah varmış. O padişahın bir oğlu varmış. Bir gün padişah tek çocuğuna özel bir şehir yaptırmış. Yanına kırk yiğit yoldaşı ile zevk-ü sefa sürmesi için şarkıcılar getirtip yaptırdığı şehre bırakmış.

Günlerden bir gün oğlu babasına haber göndermiş. “On yedi yaşıma geldim, gücüm kuvvetim yerinde, ava çıkıp seyran edeyim desem altımda atım yok, belimde kemer, elimde aksungur kuşum yok.” demiş. Padişah, oğluna silahını, bakımlı küheylanını ve padişahlığına yakışır aksungur kuşunu göndermiş. Silahlarını kuşanıp atına binip şehzade ava çıkmış. Avda önünden bir ceylanın kaçtığını görmüş. Ceylanı yakalamak için kuşunu göndermiş ki bir fırtına kopmuş. Yeryüzünü karanlık kaplamış. Padişahın oğlu ceylanın da kuşun da nereye gittiğini anlamayarak şaşıp kalmış. Biraz zaman geçtikten sonra güneş açmış. Güneş açınca padişahın oğlu ceylanın büyük bir çeşmenin yanında durduğunu görmüş. Bu çeşmede atını sularken suya yansıyan bir güzelin siluetiyle karşılaşmış. Etrafına baktığında, etrafta kimse yokmuş. Padişahın oğlu oracıkta o silüete âşık olmuş. Babam bu kızı bana bulmazsa başımı alıp giderim buralardan diye düşünmüş. Aksungur’u bırakıp babasının yaptırdığı şehre geri gelmiş. Şehre geldikten sonra babasına “Suda silüetini gördüğüm kızı bana alsın. Olmazsa ben aramaya çıkacağım.” diye haber göndermiş Babası da “O silüete âşık olmasın boşuna. O silüete bizim dedelerimiz de âşık olmuş ama bulamamışlar. Başka istediği kızı alırım, gidip böyle söyleyin.” diye haber göndermiş. Padişahın oğlu da “O kızı almazsa başımı alıp giderim.” demiş. Padişah çocuğunun gitmekte kararlı olduğunu anlayınca yanına beş yüz asker vermiş. Padişahın oğlu beş yüz askeri yanına alıp dağlardan geçiyorken başka askerlerin bir adamın elini bağlayıp götürdüklerini görmüş. Padişahın oğlu bu adama acıyıp, onu kurtarmak istemiş:

– Bırakın, adamı diye seslenmiş. Söyleyen padişahın oğlu olduğu için adamı serbest bırakmış askerler. Bırakılır bırakılmaz adam hemen gözden kaybolmuş. Bu adamın adı Kıran’mış. O kadar hızlı bir adammış ki altı aylık yolu bir atlamayla gidermiş. Gözden kaybolunca askerler:

– O Kıran adında babanın nefret ettiği bir adam. Şimdi babana ne diyeceğiz, demişler.

– Eyvah, o zaman ben suçluyum. Edepsizlik ettim, artık babamın yüzüne hayatta bakamam, diyerek yanındaki beş yüz askeri geri göndermiş. Ve kendisi dağlara doğru tek başına yol almış. Yolda giderken bir dağın başında ağlayan çok uzun boylu bir adam görmüş. Bu adamdan korkarak oradan kaçmaya başlamış. Adam gür bir sesle bağırmış:

– Sen kaçmakla kurtulamazsın. Ben senin ahiretlik dostunum, korkma beri gel, demiş. Dikkatlice baktığında az önce kurtardığı adam olduğunu anlamış. Yanına çağırıp kucaklaşmışlar.

– Benim adım Kıran. Babanın en büyük düşmanıyım. Beni yakaladılar. Götürüp öldüreceklerdi, sen beni ölümden kurtardın, demiş. Sonra da Kıran, padişahın oğlunu yaşadığı yere götürmüş. Beraber orada yaşamaya başlamışlar. Günlerden bir gün padişahın oğlu yatarken iç çekmiş. Kıran yerinden fırlayıp:

– At kişnese, sürüsünü özler, yiğit iç çekse yurdunu özler, derler. Ne oldu? Tek tek anlat, isteğini yerine getireyim, demiş. Padişahın oğlu da âşık olduğu kızı anlatarak aklında hep o kızın olduğunu söylemiş.

– Kolay, bu gece o kızı buluruz, demiş. Akşama kadar Kıran dağın başına odun toplamış. Güneş batıp karanlık düştükten sonra:

– Ben gidiyorum. Sen buradan ayrılma. Odunları sürekli yakıp otur. Ateş sürekli yanmazsa ben yolumu şaşırırım, demiş ve Kıran yola çıkmış. Padişahın oğlunun âşık olduğu kız peri padişahının küçük kızıymış. Kıran bunu biliyormuş. Kıran, peri padişahının ülkesine doğru yönelmiş. Tan atmak üzereyken padişahın oğlu uykuya dalmış ve ateş sönmüş. Korkuyla uyanan padişahın oğlu telaşla ateşi yakmış. Akşam olunca Kıran gelmiş:

– Padişahın oğlu ey, Kıran ağa kız nerede, diye sormuş.

– Dur kardeşim, bir sabah olsun, kızı getirdim demiş. Ve sonunda sabah olmuş. Kıran cebinden küçük bir anahtar çıkarıp padişahın oğluna vermiş:

– Atına bin, şu yolla git. Karşına bir uçurum çıkacak. Uçurumun kenarına bir sandık getirip koydum. O sandığı aç. İçinde bir boz güvercin var. O güvercin derin uykuda. Ayak bağı var, eline sağlamca bağla. Atının yularını da beline sağlamca bağla. Sonra da gagasına bir vur. Uyanıp gökyüzüne uçmak isteyecek atın da aşağı çekecektir. O sırada ölecek gibi olursan ben getirmedim, Kıran ağa getirdi diye söyle demiş. Padişahın oğlu ata binip yola çıkmış. Kıran’ın söylediği yere varmış. Sandığı açmış ve ayağından sağlamca tutup eline bağlamış. Atın yularını da beline bağlamış. Sonra gagasına vurmuş. Güvercin gökyüzüne uçmak istemiş ki atı yere doğru çekmiş. Ayağı yerden kesilip ölecek gibi olmuş, padişahın oğlu.