Анонимный автор – Doğumunun 100. Yılında Cengiz Dağcı'ya Armağan (страница 23)
DAĞCI, Cengiz (1988)
DAĞCI, Cengiz (1990)
FAZIL, Rıza (15.06.2012),
KOCAKAPLAN, İsa (2017) “Dağcı’nın Şiiri yahut Tabiatın Hüzünlü Şarkısı”,
KOÇAR, Çağatay (Ocak-Aralık 2012) “Cengiz Dağcı’nın Bilinmeyen Şiiri”,
QANDIM, Yunus (16.07.2012)
Yurdunu Kaybeden Adam Cengiz Dağcı’nın Hatıralarında Kaybolmak
Kelime Erdal25
GİRİŞ
Kırım Türklerinin yaşadığı tehcir ve katliamı görüp yaşayarak bu faciayı eserlerine yansıtan tek yazar olan Cengiz Dağcı, Yalta’nın Kızıltaş Köyü’nde doğmuştur. Köyünde ve Akmescit’te okuduktan sonra Kırım Pedagoji Enstitüsü’ne girmiş, ancak II. Dünya savaşının başlamasıyla askere alınmış, enstitüyü yarım bırakmak durumunda kalmıştır. Odesa’daki subay okulunda yetiştikten sonra Alman-Rus Savaşına katılmıştır. Bir süre Rusların tarafında savaşsa da onlara olan kini yüzünden Almanlara esir düşer. Almanların da Ruslar gibi zalim davranışlarına şahit olunca Polonya’ya sığınır. Savaş bitiminde Türk konsolosluğuna başvurarak Türkiye’ye gelmek istediyse de beklediği anlayışı göremeyince, Almanya’yı işgal eden müttefiklere sığınır. Polonyalı eşi ve kızıyla Londra’ya yerleşir (Kabaklı, 1994: 983).
Kırım Türkü olan Cengiz Dağcı, Türkçe ile kaleme aldığı eserlerinde bir yandan gözlemlerinden hareketle Ruslar’ın Kırım Türkeri’ne yaptıkları zulmü yansıtırken, bir yandan da asker olarak bizzat katıldığı II. Dünya Savaşı’nı anlatır.
Cengiz Dağcı ömrünün sonuna kadar vatanından uzakta yaşamış vatan hasretlisi bir yazardır. Vatan topraklarına olan hasret, yazarda milliyetçilik ruhunu daha da alevlendirmiştir. Yazar, milliyetçiliğinin gereği olarak kendi milletine yapılan haksızlıklara karşı çıkmıştır. Nasıl ki Ruslar kendi vatanlarında yaşama haklarına sahiplerse, şerefli insanlar olan Kırım Tatarlarının da vatanlarında yaşama hakkına sahip olduğunu yazar her fırsatta dile getirmiştir. Vatanından ayrı düşme ve sürgün yılları, yazarın bilincinde kaygılara, üzüntülere belirsizliklerin oluşmasına sebep olmuştur. Vatanından, yurdundan sürülme bir millet için yok oluş demektir. Cengiz Dağcı her ne kadar vatan topraklarından ayrı düşse de kimliğini ve nereye mensup olduğunu unutmamıştır (Abid, 2016: 97).
Cengiz Dağcı, tarih sahnesine çıktığından beri kimseye zulmetmemiş, düşmanlarına kin nefret beslememiş ama buna rağmen, hep sömürülmüş, tutsak edilmiş, ata yurtlarından sürülmüş bir milletin çocuğudur. Kendisinden olmayanı öteki bilmemiş, düşkün hallerine acımış, iyi niyet beslemiş ve her şeyden önce “insan” olarak görmüştür. Ama yapılan iyilikler, çekilen sıkıntılar onun yurdunu kaybetmesine engel olamamıştır:
“
Yazarın ilk iki romanı olan
1931-1932 yılında Kızıltaş’ta kolhoz rejiminin kurulmasıyla birlikte Cengiz Dağcı için Kızıltaş’tan uzakta yeni bir hayatın kapıları açılacaktır. Bu yıllarda Akmescit’ye yapılan zorunlu göç, Dağcı’nın duygusal sarsıntılar yaşamasına sebep olur. Böylesine trajik bir ortamda Kızıltaş ve Gurzuf onun ayrılmaz bir parçası olarak kalır (Çonoğlu, 2017: 267).
Cengiz Dağcı, Londra’da yaşarken kendini yalnız hisseder ve vatanı bildiği Türkiye’ye gitmek için konsolosluğa uğrar. Fakat konsoloslukta, Türkiye’de onu davet edecek bir tanıdığı yoksa, bunun imkânsız olduğu söylenir. Bu durum onun umudunu söndürür, kendi deyimiyle “boynu bükük ve ağır bir yürekle” çıkar konsolosluktan. O dönem kırgınlık yaşasa da Türkiye onun vatanıdır:
“
Cengiz Dağcı, kendini
Cengiz Dağcı “
“
“Hatırlayarak direnmeyi” prensip olarak benimseyen, okuyarak hayatı ve insanı anlamaya çalışan, ömrünün sonuna dek okumaktan vazgeçmeyen yazarın Yansılar’a yansıyan kaynaklarını incelemek, onun iç dünyasının derinliklerine uzanan bir yolculuk gibidir (Kefeli, 2017: 226).
Cengiz Dağcı’nın çocukluğu ve gençlik yılları, Rus emperyalizmine karşı güçlü olmak, direnmek, dayanmak kelimelerinin bilinçaltına işlenmesiyle geçer. 1938 yılında yerleştiği üniversiteden, 1940 yılında savaşa çağrılınca ayrılır. Altı aylık bir tank kursundan sonra cepheye sevk edilir. 1941’de Alman-Rus savaşında tank subayı iken Almanlara esir düşer. Esaret sonrasında 1946 yılında Londra’ya yerleşir ve bir daha ülkesine dönmez. 1940 yılından itibaren, memleketine duyduğu hasreti, eserlerindeki canlı tasvirlerle gidermeyi tercih eder. Yazarın ülkesine dönmeme sebebi, ata topraklarında yabancıların yaşadığını görmek istememesidir (Sınar Çılgın, 2004: 57).
Cengiz Dağcı’nın eserlerinin başat konusu bizzat şahit olduğu Kırım Türklerinin yaşadığı trajik olaylardır. Biyografik unsurların ön planda olduğu olaylar, Kırım Türklerinin ata mirası topraklarından koparılarak sürgüne gönderilmeleri ile görünürlük kazanır. Bu bağlamda bir halkın yaşadığı haksızlıklar, zulümler, ölümler, Dağcı’nın eserlerinin içeriğini oluşturur. Söz konusu trajik içeriğin çarpıcılığı ve biyografik ögeler, Dağcı’nın romanlarındaki kurgusal yapının ve anlatım tekniklerinin çoğu zaman önüne geçer (Tunç, 2017: 348).
Конец ознакомительного фрагмента.
Текст предоставлен ООО «Литрес».
Прочитайте эту книгу целиком, купив полную легальную версию на Литрес.
Безопасно оплатить книгу можно банковской картой Visa, MasterCard, Maestro, со счета мобильного телефона, с платежного терминала, в салоне МТС или Связной, через PayPal, WebMoney, Яндекс.Деньги, QIWI Кошелек, бонусными картами или другим удобным Вам способом.