реклама
Бургер менюБургер меню

Анонимный автор – Doğumunun 100. Yılında Cengiz Dağcı'ya Armağan (страница 23)

18

DAĞCI, Cengiz (1988) Anneme Mektuplar, Ötüken Neşriyat, İstanbul.

DAĞCI, Cengiz (1990) Yansılar 2, Ötüken Neşriyat, İstanbul.

FAZIL, Rıza (15.06.2012),Sevdiğim Yalta, Simferepol.

KOCAKAPLAN, İsa (2017) “Dağcı’nın Şiiri yahut Tabiatın Hüzünlü Şarkısı”, Vatanı Dilinde Cengiz Dağcı Kitabı, Haz. İbrahim Şahin-Salim Çonoğlu, Ötüken Neşriyat, İstanbul, s.299-318.

KOÇAR, Çağatay (Ocak-Aralık 2012) “Cengiz Dağcı’nın Bilinmeyen Şiiri”, Emel Dergisi, S. 238-241, s. 32-36.

QANDIM, Yunus (16.07.2012) Hatıralarda Cınğız Dağcı, Aqmescit. http://www.vatankirim.net/yazi.asp?yaziNo=83 (Erişim:12.07.2018)

Yurdunu Kaybeden Adam Cengiz Dağcı’nın Hatıralarında Kaybolmak

Kelime Erdal25

GİRİŞ

Kırım Türklerinin yaşadığı tehcir ve katliamı görüp yaşayarak bu faciayı eserlerine yansıtan tek yazar olan Cengiz Dağcı, Yalta’nın Kızıltaş Köyü’nde doğmuştur. Köyünde ve Akmescit’te okuduktan sonra Kırım Pedagoji Enstitüsü’ne girmiş, ancak II. Dünya savaşının başlamasıyla askere alınmış, enstitüyü yarım bırakmak durumunda kalmıştır. Odesa’daki subay okulunda yetiştikten sonra Alman-Rus Savaşına katılmıştır. Bir süre Rusların tarafında savaşsa da onlara olan kini yüzünden Almanlara esir düşer. Almanların da Ruslar gibi zalim davranışlarına şahit olunca Polonya’ya sığınır. Savaş bitiminde Türk konsolosluğuna başvurarak Türkiye’ye gelmek istediyse de beklediği anlayışı göremeyince, Almanya’yı işgal eden müttefiklere sığınır. Polonyalı eşi ve kızıyla Londra’ya yerleşir (Kabaklı, 1994: 983).

Kırım Türkü olan Cengiz Dağcı, Türkçe ile kaleme aldığı eserlerinde bir yandan gözlemlerinden hareketle Ruslar’ın Kırım Türkeri’ne yaptıkları zulmü yansıtırken, bir yandan da asker olarak bizzat katıldığı II. Dünya Savaşı’nı anlatır. Korkunç Yıllar adlı romanının kahramanı Sadık Turan, aslında yazarın kendisidir. Belki Cengiz Dağcı, Sadık Turan’ın katıldığı savaşlarda çarpışmamış, onun gibi savaşta yaralanmamıştır ama özellikle roman kahramanlarının yoğun olarak yaşadığı korku duygusunu savaşın içindeyken yaşadığı gibi bu duygudan savaştan sonra da uzun müddet kurtulamamıştır (Sınar Çılgın, 2003: 166).

Cengiz Dağcı ömrünün sonuna kadar vatanından uzakta yaşamış vatan hasretlisi bir yazardır. Vatan topraklarına olan hasret, yazarda milliyetçilik ruhunu daha da alevlendirmiştir. Yazar, milliyetçiliğinin gereği olarak kendi milletine yapılan haksızlıklara karşı çıkmıştır. Nasıl ki Ruslar kendi vatanlarında yaşama haklarına sahiplerse, şerefli insanlar olan Kırım Tatarlarının da vatanlarında yaşama hakkına sahip olduğunu yazar her fırsatta dile getirmiştir. Vatanından ayrı düşme ve sürgün yılları, yazarın bilincinde kaygılara, üzüntülere belirsizliklerin oluşmasına sebep olmuştur. Vatanından, yurdundan sürülme bir millet için yok oluş demektir. Cengiz Dağcı her ne kadar vatan topraklarından ayrı düşse de kimliğini ve nereye mensup olduğunu unutmamıştır (Abid, 2016: 97).

Cengiz Dağcı, tarih sahnesine çıktığından beri kimseye zulmetmemiş, düşmanlarına kin nefret beslememiş ama buna rağmen, hep sömürülmüş, tutsak edilmiş, ata yurtlarından sürülmüş bir milletin çocuğudur. Kendisinden olmayanı öteki bilmemiş, düşkün hallerine acımış, iyi niyet beslemiş ve her şeyden önce “insan” olarak görmüştür. Ama yapılan iyilikler, çekilen sıkıntılar onun yurdunu kaybetmesine engel olamamıştır:

Minareler devriliyor, ocaklar sönüyor, camiler kilise, ambar, Marksizma, Leninizma kulübü oluyor. Yüz yetmiş yıl! İşte kırlar boş, kırlar kara bulutların altında, vahşi rüzgârlarla beraber, milletim, senin “Aytır da ağlarım.” diyen sesini dinliyor. Yüz yetmiş yıl…Hey gidi günler hey!…” (Dağcı 2004: 83).

Yurdunu Kaybeden Adam’dan alınan bu satırlarda Kırım Türkünün acı türküsünü, devrimle birlikte başlayan sıkıntılarını görmek, duymak mümkündür. Topraksız, yurtsuz, malsız mülksüz, manevi değerleri ayaklar altına alınmış, camileri yıkılmış bir toplumun “modern dünya”nın duymadığı, duymak istemediği çığlığıdır bu. Bu çığlık, 1917 Ekim İhtilali sonrası Kırım’ın Ruslar tarafından işgali ve böylece Kırım Türklerinin bağımsız yaşamının sona erdiğinin ifadesidir (Çonoğlu, 2012: 23).

Yazarın ilk iki romanı olan Korkunç Yıllar ve Yurdunu Kaybeden Adam, kendi yaşamından bir kesiti verir. Bu iki roman ve özellikle Yurdunu Kaybeden Adam, edebiyatta II. Dünya Savaşı’nı yaşamış Kırımlı bir Türk’ün elinden çıkan tek romandır. Cengiz Dağcı’nın romanlarında Kırım halkı, en çok da köylüler yer alır. Kendisi de içinden çıktığı bu insanları gerçekçi olarak anlatır. Romanlarını Türkçeden başka bir dille yazmayı düşünmeyen yazarın eserlerinin önemi, yurt dışında yaşayan Türklerin yaşayışını ve sorunlarını ayrıntılı olarak anlatmasıdır (Önertoy, 1984: 163).

1931-1932 yılında Kızıltaş’ta kolhoz rejiminin kurulmasıyla birlikte Cengiz Dağcı için Kızıltaş’tan uzakta yeni bir hayatın kapıları açılacaktır. Bu yıllarda Akmescit’ye yapılan zorunlu göç, Dağcı’nın duygusal sarsıntılar yaşamasına sebep olur. Böylesine trajik bir ortamda Kızıltaş ve Gurzuf onun ayrılmaz bir parçası olarak kalır (Çonoğlu, 2017: 267).

Cengiz Dağcı, Londra’da yaşarken kendini yalnız hisseder ve vatanı bildiği Türkiye’ye gitmek için konsolosluğa uğrar. Fakat konsoloslukta, Türkiye’de onu davet edecek bir tanıdığı yoksa, bunun imkânsız olduğu söylenir. Bu durum onun umudunu söndürür, kendi deyimiyle “boynu bükük ve ağır bir yürekle” çıkar konsolosluktan. O dönem kırgınlık yaşasa da Türkiye onun vatanıdır:

Günün politikacılarına, hatta devleti yönetenlere küser, darılır insan; ama vatana ve millete dargınlık olmaz. Her yönüyle vatan kutsaldır. Devletin kendi yasaları vardır. Bu yasalar, kim olursa olsun, bir şahsın istemine göre değiştirilemez. Bunu, yalnızca şimdi değil, o gün konsolosluk bürosunda kendi devletini temsil eden memuru anlamayacak kadar saf bir delikanlı değildim. Fazlası, yarı aç ve yarı çıplak olmama rağmen, Türkiye konsolosluğundan aldığım yanıtın Türklüğüme zerre kadar ziyanı dokunmadığının burada altını çizmek isterim. Bütün eserlerimi Türkçe, Türkiye Türkçesinde yazdım; Türkiye’ye bundan daha büyük bağlılık olamaz.

Türklüğüme gelince, bir Türkiye cumhurbaşkanı ne kadar bir Türkse, ben de en azından onun kadar Türküm” (Dağcı, 1998: 196).

Cengiz Dağcı, kendini Yansılar kitaplarıyla tanıtmak ister: “Yansılar’da açık seçik, bana ait ve benden yansıyan her şeyi süssüz, bezeksiz okura duyurmak……. (Dağcı, 1998: 263) onu rahatlatacaktır. “Uzaklık, yurt hasreti, uzun yıllar süren ayrılık, gün günü ve gece gecesi ana yurdunu rüyasında gören ama hiçbir zaman o topraklara kavuşamayacağını bilen benim gibi birine…” (Dağcı, 1998: 264).

Cengiz Dağcı “Karadan beyaz olmaz deyler, / Karadan beyaz olayken, / Dosttan düşman olmaz deyler , / Dosttan düşman olayken” türküsünü mırıldanırken, torununun kendi çektiklerinden uzak büyümesini diler:

Duymasın torunum beni üzen şeyleri. Zaman zaman hayatı bana zehir eden yazgımızı bilmesin. Dilerim Tanrı’dan, bizim yazgımızın uzağında kalır ömür boyunca. Zamanımızın özgür, tasasız, karınları tok, üstleri başları temiz ve mutlu çocukları arasında büyüsün. İnsanları sevsin, dünyayı ve hayatı sevsin” (Enginün, 2000: 348).

“Hatırlayarak direnmeyi” prensip olarak benimseyen, okuyarak hayatı ve insanı anlamaya çalışan, ömrünün sonuna dek okumaktan vazgeçmeyen yazarın Yansılar’a yansıyan kaynaklarını incelemek, onun iç dünyasının derinliklerine uzanan bir yolculuk gibidir (Kefeli, 2017: 226).

Cengiz Dağcı’nın çocukluğu ve gençlik yılları, Rus emperyalizmine karşı güçlü olmak, direnmek, dayanmak kelimelerinin bilinçaltına işlenmesiyle geçer. 1938 yılında yerleştiği üniversiteden, 1940 yılında savaşa çağrılınca ayrılır. Altı aylık bir tank kursundan sonra cepheye sevk edilir. 1941’de Alman-Rus savaşında tank subayı iken Almanlara esir düşer. Esaret sonrasında 1946 yılında Londra’ya yerleşir ve bir daha ülkesine dönmez. 1940 yılından itibaren, memleketine duyduğu hasreti, eserlerindeki canlı tasvirlerle gidermeyi tercih eder. Yazarın ülkesine dönmeme sebebi, ata topraklarında yabancıların yaşadığını görmek istememesidir (Sınar Çılgın, 2004: 57).

Cengiz Dağcı’nın eserlerinin başat konusu bizzat şahit olduğu Kırım Türklerinin yaşadığı trajik olaylardır. Biyografik unsurların ön planda olduğu olaylar, Kırım Türklerinin ata mirası topraklarından koparılarak sürgüne gönderilmeleri ile görünürlük kazanır. Bu bağlamda bir halkın yaşadığı haksızlıklar, zulümler, ölümler, Dağcı’nın eserlerinin içeriğini oluşturur. Söz konusu trajik içeriğin çarpıcılığı ve biyografik ögeler, Dağcı’nın romanlarındaki kurgusal yapının ve anlatım tekniklerinin çoğu zaman önüne geçer (Tunç, 2017: 348).

Конец ознакомительного фрагмента.

Текст предоставлен ООО «Литрес».

Прочитайте эту книгу целиком, купив полную легальную версию на Литрес.

Безопасно оплатить книгу можно банковской картой Visa, MasterCard, Maestro, со счета мобильного телефона, с платежного терминала, в салоне МТС или Связной, через PayPal, WebMoney, Яндекс.Деньги, QIWI Кошелек, бонусными картами или другим удобным Вам способом.