Анонимный автор – Bağımsızlık Dönemi Özbek Edebiyatı (страница 62)
– Dön!
Kaşka dönmedi, sana bir ders vereceğim dercesine ilerlemeye devam etti.
– Ha, öyle mi! “Anam tabaktaki artıkları kovaya boşaltarak tehditkâr bir sesle: “Nasibini artık Alagöz’e vereceğim. Al, Alagöz. Şu aptalın nasibini içiver.”
Kaşka donakaldı. Yalvarma ve pişmanlığa has böğürme kıra yayıldı. Evin bahçesi duvarsız; Kaşka bir anama bir etrafı çerçöple çevrilmiş ahırın başköşesinde, gölgede ayaklarını uzatarak yatan Alagöz’e bakınarak, yalvarırcasına böğürmeye devam ederken, sesine gitgide öfke ve aşikâr bir kıskanma ahengi indi. Sonra ön bacakları ile yeri kazıyarak uzaktan Alagöz’e bakıp tehditkâr bir edayla böğürmeye başladı. Bu hal anam müdahale edene kadar devam etti.
– Kendini parçalama, dedi doğrularak. “Korkma, vermeyeceğim Alagöz’e. Fakat yaygara koparma. Şu haline bak, sesimi çıkarmazsam şimdi belki ağlamaya da başlarsın.”
Gerçekten de Kaşka sakinleşti. Ahır tarafına şüphe içinde baka baka kuru otları yolmaya başladı.
– Bu şekilde yediğin içine düşmez senin, dedi anam kendi kendine söylenerek. “Tamam, azıcık sabret. Kazananımı, tavamı tavlayıvereyim.”
Olanları gözlemlerken ister istemez şaşakaldım. Anam gözüme başka, bambaşka görünüverdi.
– Hayvanlarınızın hepsi böyle anlar mı? dedim hayretimi gizlemeden.
– İyi konuşursan, sütten ayırmadan önce terbiye edersen, hepsi de laftan anlar, dedi anam benim şaşırdığıma hayret ederek. “Ne olmuş?”
– O topal … ııı … Alagöz de sizi dinler mi?
– Hayır, o senin gibi laf dinlemez.
Benzetilmiş olmaktan bu sefer kızmadım. Anamın hayvanlarla olan ilginç diyaloğu beni çok meraklandırdı.
– Buna da sözünüzü geçirebilirseniz, dedim ciddi bir şekilde. “Yoncanızı hemen şimdi biçiveririm.”
– Biçmesen de olur! Anam kâseyi kazana, kazanı kâseye vurarak söylendi. “Koskoca insanı küçük çocuğa döndürmeye mi çalışıyorsun.”
– Çok ilginç ya, ana, dedim yalvararak. “Sözüm söz, eğer şu tekeye sözünüzü geçirebilirseniz, yarın o küçük çatınızı da sıvarım.”
– Sanki hiç hayvan görmemiş gibi konuşuyorsun yavrum, derken anam azıcık razı olur gibi oldu. “Bırak, adamı utandırma.”
– Canım, ana! diyerek gidip omuzundan tuttum. “Hayır deme!”
Anam şımartılmaktan yumuşayıp ayağa kalktı. Bir bana, bir ayaklarını uzatarak yatan Alagöz’e baktıktan sonra fikrini tekrar değiştirdi.
– Adamdan artist çıkarmaya çalışma, yavrum, dedi. “Yaşlı halimle artistlik de neyime? Gerekiyorsa, git kendin yap.”
– Bende iş yok, dedim vaz geçmeyerek. “Ben bin kez söylesem de bu hiç tepki vermez. Şimdi de geri çevirmeyin, ana. Nesi zor bunun, gidip konuşacaksınız, bu kadar işte.”
– Sonra da bana kıkır kıkır güleceksin, öyle mi? diyerek anam bana şüpheyle baktı. “Bilirim seni…”
– Gülen namerttir, dedim biraz kızışarak. “Öyle şey olur mu, insan annesine güler mi? Her gün yaptığınız işi gözümün önünde tekrar yapın diyorum, o kadar.”
– Öyleyse, tamam. Anam ellerini kirli havluya sile sile ahıra doğru yürüdü. Ancak şimdi yapacağı işin kendisi için uygun olmadığını düşündüğü hâl ve hareketlerinden belliydi. Hatta yarı yolda dönecek gibi oldu. Yalvarırcasına baktığımı görünce isteksizce ilerledi. Tekenin başına varınca bana doğru çekingen bir bakış attıktan sonra birinin lafını kelime kelimesine tekrar eden bir insan gibi, tereddütlü bir sesle emir verdi:
– Alagöz, yerinden kalk! –Alagöz geviş getirerek hareketsiz yatmaya devam etti. Tekenin itaatsizliği anamın asıl haline dönmesine yardım etti. Lafının iki edilmesini kabullenemeyen anam birden tutuştu.
– Ne o, sağır mısın, kalk yerinden diyorum! diye bağırdı.
Alagöz yavaşça yerinden kalktı. Ayaklanınca anama memnuniyetsizce bakarak “Beeee” dedi.
– Git su iç gel! diyerek anam eliyle sol tarafı işaret etti. “Çabuk çabuk kımılda!”
Alagöz topallayarak ahırın kenarına gitti ve koca demir kaptan su içti. Sonra ise yerine dönüp tekrar yattı.
– Hayret! derken alkış tuttum ben.
Bu sırada kırdan endişeli böğürme sesi duyuldu. Meraklanıp o tarafa baktım. Kaşka, kulaklarını dikerek bu tarafa bakıyordu.
– Ödün kopmasın, dedi anam ahırdan çıkarak. “Artıklarına kimse dokunmuyor.”
Ancak bu laf Kaşka’yı sakinleştirmemiş olmalı ki birden küstü. Şimdi soğana dalacağım dercesine arka arkaya böğürüp, soğan tarlasına doğru yürüdü.
– Yaptığın işe bak, dedi anam memnuniyetsizce, “Durup duruken Kaşka’yı rahatsız ettik. Şimdi o zor razı olur. Hayvan diyorsun ama bak, soğana dalmanın kötülüğünü o da biliyor. Kasten gidiyor. Ses çıkarmasan gider de. Sonra başıma bir sürü kavga, gürültü patlar.”
Gerçekten de Kaşka tedirgin bir şekilde adımlarını yavaş yavaş hızlandırıyordu. Anamın azarları de ona kâr etmemeye başladı. Çaresiz kalan anam demir küreği alıp yal kabına tak tak vurarak sevecen bir sesle çağırmaya başladı.
– Kaşka, gel hadi! Gel buraya! Kaşka! Kaşkacığım!
Kaşka durdu ve kuşkuyla kafasını bizim tarafa çevirdi. Anam kaba vurmaya devam etti.
– Gel hadi! Çabuk gel!
Kaşka hâlâ kuşkulu bir şekilde burnunu uzatarak biraz bakındı, sonra da küçük bir buzağı gibi oynaşarak bahçe tarafına koşmaya başladı. Buzağılar da arkasından takıldı. Üçü oynaşarak, zıplayarak geliyordu.
Başka çarem kalmayınca, orağı omzuma atıp yonca tarlasına doğru gittim. Gün ısındıkça ısınıyor, ama verilen sözde durmak gerek. Giderken suçluya, Alagöz’e tekme atmaktan kendimi alamadım. Ancak o rahatını hiç bozmadı.
Bu sırada buzağılar Kaşka’nın önderliğinde kaptan kana kana yal içiyorlardı.
(Narmurad Narkabilov, “Kaşka”,
NORMUROD NORQOBILOV QASHQA
(hikoya)