Анонимный автор – Aytmatov Araştırmaları (страница 21)
Bu iklim şartlarında hayatın savaşın zorluklarının mücadelesini veren insanlar aynı zamanda ötekileşen Akdoğan bakışlı Tansıkbayevler, Sabitcan gibi komünistlerle de savaşarak öz benliklerini korumaya çalışırlar. Onlar sadece doğanın zorlu şartları ile değil; insanoğlunun evrene ve insana zarar veren tehditleri ile de mücadele ederler. Rejimin dejenere ettiği askerler, subaylar, komünist üyeler tarafından uçsuz bucaksız, kuç uçmaz kervan geçmez olarak ifade edilen Sarı-Özek bozkırına Abutalip, Zarife ve çocukları sürüklenir. Orada yeniden var oluşun, tutunmanın mücadelesini adımını atarlar.
Cengiz Aytmatov’un yüceleştirdiği ideal kadın örneklerinden “uysal kadın imgesi” 154 Zarife, “fırtınadan kanatlarıyla yuvasını korumaya çalışan bir dişi kuş”155 gibidir; savaş yüzünden kocasının başına gelenlere beraber ve aynı eşitlikte katlanır. Analık duygusu bir kadının dünyada sahip olabileceği en güzel manevi zenginliklerindendir; fedakârlık ve sadakatle bütünlenir. Cesur, güçlü ve olağanüstü niteliklere sahip kadınlardan biri olan Zarife, diğer hemcinsleri gibi bir yandan savaş, bir yandan sefalet ve yokluk, diğer yandan vagonları yanmış, çatıları delik deşik olmuş kapıları uçmuş trenlerin ardında umutsuz, meçhul bekleyişlerle kuşatılmış bir yaşam sürdürür:
Zarife, Abutalip’in ölüm haberini aldığı zaman dünya başına yıkılır. Umutları, hayalleri hayat karşısında beraber verdikleri uğraşlar o an hatırına gelir. Artık tek dayanabileceği dayanak çocuklarıdır. Çünkü “onlar benim mirasım, benim ruhumdan, benliğimden, yazılarımdan ibaret olacak” diyen Abutalip’ten geriye kalan son eserlerdir:
Zarife, büyük bir sınav verir. Abutalip’in evden ayrılmasıyla bu sınav başlar. Bekleyişler, hasretler, küçücük umutlar Zarife’yi hayata bağlar. Bir gün dönecek yine bu yolda birleşeceğiz ümidiyle kendisine teselli verir; ta ki ölüm haberini alana kadar. Onun acıları yine bir nebze katlanılabilir durumdadır. Ya yavruları Daul, Ermek bu acıya nasıl dayansın? Onlara Nayman Ana efsanesini anlatan babalarını nasıl unutsunlar. O küçücük ruhlarında böyle bir dramla karşı karşıya kalırlar:
Tüm kadınlar, tek bir vücutta, ruhta birleşirler. Ne savaş ne Stalin diktatörü, ne de Sarı-Özerk bozkırının dondurucu soğuğu ve yakıcı sıcağı onları ayırmaya gücü yetmez. Zarife, Ukubala, Cemile, Togulan, Tolgonay, Ales hayat karşısında her zaman kendi özgür seçimleri ile yaşarlar; bunun pişmanlığını duymazlar. Bir kadın olarak öze dönüş yolunda büyük adımlar atarlar. Ukubala da Zarife gibi Yedigey’in savaştan döndüğü yıllarda bütün ağır işleri severek isteyerek kendisi üstlenir:
Kendi öyküsünün kahramanı olmaya çalışan, varlığını ispat çabası içerisindeki kadınlardan Ukubala her zaman eşine destek çıkar. Savaştan sağ olarak dönmesine o kadar sevinir ki yaptığı işlerin yorgunluğunu hissetmez bile. Geleneğin/ törenin temsilcisi bu kadınlar, İkinci Dünya Savaşı’nın etkilerini duygularında düşüncelerinde bekleyişlerinde hayatlarının her saniyesinde hissederler; en önemli özellikleri yazarın da anlatılarında yoğun olarak değindiği annelik duygusudur. Tüm insanlığı benliğinde taşır ve anlatılarının etimonu olarak merkeze yerleştiren yazar, anne kavramını eserlerinde etkili bir şekilde işler; sadece biyolojik insanın acılarını değil; evrende var olan bütün canlı unsurların acılarını duygularını hissederek anlatır. İnsanlarda var olan ortak duyguları aşkı, sevgiyi, anneliği bireysel tutkulardan soyutlanarak bu kavramları toplumsallaştırır. Anlatılarda yüce ana tipi kendi bencilliğinden sıyrılarak yeni tohumlarda doğar.
İnsan, bedensel ve ruhsal bütünleşme arzusu ile evlenir ve çocuk sahibi olur. Bu Yaradan’ın ve Tanrı’nın emrindendir. Bunu yasaklamak ya da yok saymak mümkün değildir. Cengiz Han’a Küsen Bulut romanında Cengiz Han’ın fetih sonuna kadar çocuk sahibi olma yasağını ihlal eden Yüzbaşı Erdene ve Togulan birlikteliği, insani ayrıcalıklarını kullanma ve yaradılış özünde var olan çoğalma içgüdüsü sonucu yaşanır. Bu ihlal, olanların/dış gerçekliğin olumsuzluklarına karşı kendi imgesini koruma yönünde tepki vermesine yol açar:
Cengiz Han, geçmişteki tüm yanlışlarına rağmen kendisini kutsayan Tanrı’nın emirlerini kendi kudreti uğruna değiştirmeye çalışır; gücünün ve hükümdarlığının sembolü ejderha işlemeli sancakları işleyen nakışçı Togulan ve yüzbaşı Erdene’nin idamını emreder. Bu emir ve emrin yerine getirilişi,
Besleyiciliği ile birlikte ruhu ve bedeni gevşeterek “anneleşen su”ya163 dönüşen süt, “bir madde, bir töz, mutlu bir izlenim verecek kadar yoğun yatıştırıcıların ilki”164 olarak derin bir imgeleme sahiptir. Altın, kavramsal düzlemde “hiç kullanmadığı bir kapıyı kullanıp gül bahçesine çıkabilme, dirilişi anlama ve onu yeniden yaşayabilme gücü”165 ile tinsel varoluşun sürekliliğini işaret eden bir norm karakterdir. “Kökende yatan verici sezgi”166 ile bebeği besleyen ve ona anne olan yaşlı kadın, toprak ve su/süt ile bütünlenen varlığı ile Gök’ün/ Tanrı’nın yaratıcı gücün temsilcisi olur.