Анонимный автор – Aytmatov Araştırmaları (страница 16)
Cengiz Aytmatov, “Edebiyatın Kültürel Kimliği Yeniden İnşası” bağlamında okunduğunda; millî kimliğin, millî kültürün ve millî şuurun temellerinin gösterildiğini, bunlara yaslanarak var olmanın yollarının işaret edildiğini açıkça görüyoruz. Ali İhsan Kolcu’nun Cengiz Aytmatov’un romanlarında millî kültür unsurlarının kullanılışına ilişkin yaptığı değerlendirme bu noktada önemli:
O halde, Aytmatov’un eserlerinde destan parçaları, efsaneler, masallar, halk hikâyelerinin zengin bir malzeme olmasının sebebi ortadadır. Ama özellikle Kırgız ansiklopedisi olan Manas Destanı. Kırgızlar, Manas’ın büyük bir destan olduğunu; milli rengi, kokusu, kahramanlığıyla Kırgızların bütün tarihinin, bu uçsuz bucaksız destanda yattığını kabul ediyor. Aytmatov’un eserlerindeki kültürel malzemenin temelinde de Kırgız Geleneği ve Manas Destanı vardır. Kırgızlar; “Manas denince Kırgız, Kırgız denince de Cengiz akla gelir” demesi boşuna değil.
Ancak o sadece geçmişi hale taşımakla kalmaz. Kendisini besleyen coğrafyada öğrendiği efsanenin, destanın, masalın, hikâyenin günümüzdeki karşılıklarını da ortaya koyar. Geçmişte, Colaman başına deve derisi geçirilerek bir mankurt haline getirilir. Bugün de Sovyetlerin toplu meditasyon merkezleri olan yatılı okullardan mezun olmuş Sabitcan gibi mankafalar/modern mankurtlar vardır.
Milli olandan evrensele ulaşmada Cengiz Aytmatov’un Türk Dünyası yazarları içerisinde ayrı bir yeri vardır. Eserlerindeki hareket noktası elbette doğduğu, beslendiği coğrafyadır. Ancak sadece o noktada durmayan Aytmatov, bütün hayatını geçirdiği toprakların türküsünü söylerken, bu türküyü tüm insanlığı kucaklayacak bir bilgi, duyarlılık, yaşamsal bir pratik haline dönüştürür.
Aytmatov, kendisiyle yapılan bir röportajda da, eserlerinde “geleneksel kültür unsurlarını” işlemesinin sebeplerini şöyle açıklamaktadır:
Sonuç olarak,
Türkmen yazarla Annaguli Nurmemmet’le yirmi yıl öncesinde yaptığım bir mülakatta kendilerine, romanlarını Türkmen Türkçesi’nden okuduğumu ve kolay anladığımı söylemiştim. Roman sanki Türkiye Türkçesi’yle yazılmış gibiydi. Elbette burada söz ettiğim, eserle okuyucu arasındaki ruhi yakınlıktı. Annaguli Nurmemmet de çocukken Aytmatov’un Cemilesini hem de Rusçasından okurken Türkmence okuduğunu zannettiğini, o eserin kendi ruhunu kaptığını söylemişti.
Cengiz Aytmatov, 1992 yılında İLESAM tarafından kendisine verilen Türk Dünyası Edebiyat Ödülü’nü almak için Ankara’ya geldiğinde yaptığı konuşmada özetle şunları söylüyor:
Bu tespitler, aynı zamanda Türk dünyasının kurtuluş reçetesidir. Bu reçete uygulanırsa Türk dünyasını da bir daha ayrılmamak üzere birbirine yakınlaşacaktır.
Akmataliyev, Abdıldacan,
Aytmatov, Cengiz-Muhtar Şahanov, Kuz Başındaki Avcının Çığlığı, “Yüzyılların Kavşağındaki Sırdaşlık”, Tolkun Yayınları, Ankara 2000.
Aytmatov, Cengiz,
Aytmatov, Cengiz,
Aytmatov, Cengiz,
Aytmatov, Cengiz,
Aytmatov, Cengiz.
Aytmatov, Cengiz.
Camus, Albert,
Ercilsun, Bilge,
Karakaş, Şuayıp. “Türkistan’da Kızıl Kırgın Kurbanları”,
Kolcu, Ali İhsan.,
Korkmaz, Ramazan,
Naskali, Emine Gürsoy,
Tanpınar, Ahmet Hamdi,
Thoma, Dieter,
Cengiz Aytmatov ve Manas Destanı 103
NACİYE ATA YILDIZ104
Cengiz Aytmatov, bütün Türk Dünyasının kendisiyle gurur duyduğu en büyük yazarlarımızdan biridir. Onun büyüklüğü sadece eserlerindeki edebî yaratıcılıktan kaynaklanmaz; Kırgız ruhunu, gelenek ve göreneklerini, inançlarını, maddi kültür unsurlarını eserlerine işleyerek gelecek nesillere ulaştırması, onun yazarlığının sadece gününe yönelik değil, ebedi olduğunun göstergesidir.
Manas Destanı bilindiği üzere dünyanın en büyük destanıdır. Bu destan da tıpkı Cengiz Aytmatov gibi Kırgız Türklerine aittir ama bütün Türk Dünyasının ortak övünç kaynağı ve Dünya Kültür mirasıdır. Bu iki isim yan yana geldiğinde, Cengiz Aytmatov’un Manas destanı ile ilgili düşünceleri, eserlerinin yaratıcılık bağlamında mutlaka değerlendirilmesi gereken bir konudur.
Bu çalışmada, halkının kültürüne önem veren Cengiz Aytmatov’un, “Kırgız ruhunun zirvesi” olarak adlandırdığı Manas Destanı doğrultusundaki görüşleri ve bu muhteşem eseri kendi sanatında işleyişi üzerinde durulacaktır.
Cengiz Aytmatov, kendisiyle ilgili olarak “Benim iki ilham kaynağım var; bunlardan birisi Manas Destanı, diğeri de Muhtar Avezov’dur” der. Kendisine ”Nerelisiniz?” diye sorulduğunda “Manas caralgan cana Avezov tuulgan cerdenmin/Manas’ın yaratıldığı, Avezov’un da doğduğu yerdenim” diye cevap verir. Bilindiği üzere, Muhtar Avezov, Manas Destanının yasaklardan kurtarılıp yayınlanmasında büyük emeği geçen ve Manas ile ilgili iki önemli makale yazan Kazak aydını ve yazarıdır. Cengiz Aytmatov, Manas Destanı ile ilgili olarak Muhtar Avezov’un çabalarını “Avezov’un bu büyük yiğitlik örneği cesaretini, yazarlık şerefini bizim halkımız hiçbir zaman unutmayacaktır” diye takdirle yâd eder.
Cengiz Aytmatov’a “Manas Destanını dinlediğiniz zaman ağladığınız oldu mu?” sorusuna, Aytmatov, “Manas Destanını dinlediği zaman ağlamayan Kırgız olmaz” cevabını verir.105 Bu cevap, Manas destanının onun ve bütün Kırgızların ruhundaki derin etkisini açık bir şekilde göstermektedir. Aytmatov’un “Kırgız ruhunun zirvesi” olarak gördüğü ve halkın derin bir saygı gösterdiği Manas Destanı, maalesef her zaman hak ettiği değeri bulamamış, devlet politikasının tutumuna göre zaman zaman ön plana alınırken zaman zaman da geri planlara itelendiği görülmektedir. Dünya Kültür Mirası listesine girmesi için Kırgızistan’ın değil de Çin’in müracaat etmesi, bu politikaların neticesidir. Elbette, Doğu Türkistan’da yaşayan Kırgız Türkleri arasında da usta Manasçılar vardır ve Çin’in bu çabası takdire şayandır ancak, Cengiz Aytmatov yaşasaydı, bu durum farklı olurdu diye düşünmek de haksız bir düşünce değildir.