Анонимный автор – 60'lardan Günümüze Azerbaycan Hikâyesi (страница 11)
Melek nine o günden sonra birkaç gün sabah akşam ellerini göğe açarak kendine ölüm diledi. Hatta bir gün torununun sabahtan bıraktığı yemeğe elini bile sürmedi. Belki açlıktan ölür, böylece torunumu kurtarmış olurum diye. Fakat akşam durumu kötüleşince paniğe kapıldı, hatta aç kaldığı saatlerin yerine torunundan ona kuymak8 yapmasını bile istedi. “Allah’ın kaderinden kaçmak olmaz. Herkesin öleceği gün belli…” diyerek kendini haklı çıkardı.
Fakat onun anlamadığı daha çok şeyler varmış meğer.
Yağmurlu bir sonbahar günüydü. Meher eve daha erken dönmüştü. Melek ninenin gözleri iyi göremese de oturup kalkmasından torunun kendinde olmadığını anlamıştı.
– Kurban olayım, neyin var?
Meher irkildi. Kafasını usulca kaldırıp ninesinin kırışmış solgun yüzüne baktı.
– Bir şey yok, ne olacak?
– Ama iyi görünmüyorsun.
– “Görmüyor musun, yağmur yağıyor. Pamukları devşiremiyoruz.” diyerek hiç yapmadığı şekilde sert yanıt verdi.
Akşama doğru yağmur dindi, güneş çıktı, fakat Meher’in yüzü yine gülmedi.
Bahçeden bir ses geldi. Meher yine irkildi. Melek nine, torununun bu defa ona telaşla baktığını bile düşündü. Bahçeden yine ses geldi. Meher kalkıp kapıya çıktığında nine bir zamanlar onlara gidip gelen, köyde “Deleme Güllü” ismiyle anılan, kilolu, kibirli kadının sesini tanıdı.
– Bana bak, yeter artık saman altından su yürüttüğün! De bakayım bizim kızı niçin kendi mangana yazdırdın?
– “Güleser iyi çalışıyor, Güllü teyze. Yoksa niçin yazdırayım?” diyerek Meher sakin sakin cevapladı.
– Hayır. İyi çalıştığı için yazdırmamışsın. Hemen git birgadirin9 yanına ve sildir kızımın ismini.
– Güleser’in kendi rızasıyla yazdım ismini, Güllü teyze, neden sildireyim?
– Sildireceksin, dedim! Ben senin niyetini çok iyi biliyorum!
– Benim ne niyetim olabilir?
– Sen daha iyi biliyorsun, Meher! Şunu bil ki benim kızımın hastaya bakacak hâli yoktur. Kendi bedbahtlığını kızıma da yaşatmak istiyorsun! Buna izin vermem!
Meher’in dolu, güçlü omuzları yavaş yavaş çöktü, başı çaresizce öne doğru eğildi. Kapıyı örterek ağır adımlarla geri döndü. Yatağın karşısında durdu.
Melek nine için için ağlıyordu. Ninenin sekiz yıldır ağlamaktan kuruyan gözlerinden sanki sel akıyordu şimdi. Camdan yansıyan güneş ışıkları, Meher’in şakaklarındaki beyaz tüyleri daha da parlatıyordu. Şimdi nine daha iyi görebiliyordu onları.
Hayır, artık ölümden korkmamalıydı.
“Yaklaş bana, dinim imanım!” diye titrek sesiyle torununa seslendi. Meher yaklaşıp yatağın kenarına oturdu. Fakat Melek nine kalbinden geçenleri torununa söyleyip onu daha da kederlendirmek istemedi. Meher de hiçbir şey söylemedi.
İlk kez bir şeyler konuşmadan uyudular. O günden itibaren Meher eve her gelişinde ilginç bir tabloyla karşılaşıyordu. Evlerindeki sarı kedinin dışında karyolanın yanı başında dört beş kedi dolanıyordu. Kediler gün geçtikçe tombullaşıyor, Melek nine ise her gün daha da zayıflıyor hâlsizleşiyordu.
Bir gün işlerini yarım bırakıp eve dönen Meher kedileri balkonda güneşlenirken buldu. Sarı kedi kapının eşiğinde ağzını burnunu yalıyordu.
Meher irkildi. Hemen heyecanla eve koştu.
Melek nine her zamanki gibi hareketsiz şekilde yatıyordu. Gözleri de her zamanki gibi yarı açık şekilde torununa bakıyordu. Fakat bu bakışlarda her zamanki sevgi, şefkat, nevaziş yoktu.
Meher yatağın ayakucunda donakalmıştı. Sanki hiçbir şey anlamıyor, gördüklerine inanmak istemiyordu.
Aniden dudakları titremeye başlayan Meher kendini ninesinin üzerine atıp ona sarıldı, yüzünü buz kesmiş yüzüne dokundurarak ağlamaya başladı.
– Nine… nine..! Neden, neden kendini kurban ettin? Sen daha yaşayacaktın.
Dışarda Meher’in haykırışını dinleyen Deleme Güllü gülümseyerek: “Şükür, bitti. Çok şükür!” diyordu.
Azerbaycan Hikâyeciliğinin Öncü İsimlerinden İsa Hüseynov’un“Dert” İsimli Hikâyesi Üzerine Bir Değerlendirme
İsmail Alper KUMSAR
Sözlü olarak Türklerin tarih sahnesine çıktığı döneme, yazılı olarak ise XIII. yüzyıla kadar uzanan (Akpınar, 2012, ss. 501-502) Azerbaycan edebiyatı; Nesimi, Kadı Burhaneddin, Nizami, Hakani, Fuzuli, Hüseyinzade Ali Bey, Ahmet Ağaoğlu, Mehmet Emin Resulzade gibi büyük edipler yetiştirmiştir. Böylesine köklü bir geleneğin takipçisi olan İsa Hüseynov’un edebî faaliyetleri, 1949-2014 yılları arasına -ilk eserini yayımlamasından ölümüne kadarki dönem- denk düşer. Bu anlamda Hüseynov, eserlerinin büyük çoğunluğunu Sovyet döneminde vermiştir. Başlangıçta sanat alanında tek bir görüş dayatmayan Sovyet sistemi, özelikle Stalin döneminde baskıcı / tekelci bir sanat anlayışına evirilmiştir (Moran, 2002, s. 52-53). 1930’lu yıllarda ortaya konan edebî anlayışa göre Sovyet edebiyatçısı tarafsız kalamamalı, yeniden yapılanmaya katkıda bulunmak için partili olmalı, bu anlamda ideolojik birtakım sorumluluklar yüklenmelidir (Uygur, 2005, s. 25). “Basit sloganlar” ve “tek yanlı bir ideolojik görüş” çerçevesinde gelişen bu edebî anlayış, işi millî edebiyat ve dilin inkârına kadar götürür. Komünist Partisi, sanatçılara “sosyalist varlığını dolgun ve çok yönlü bir şekilde aksettiren, emekçilere sosyalizm kuruculuğu işine sadakat ruhu aşılayan, derin mazmunlu mükemmel bir şekle sahip eserler yaratma”sını tavsiye eder (Akpınar, 2012, s. 75).
Hüseynov’un ilk eseri olan “Anadil Öten Yerde” (1949) isimli hikâyesi böyle bir zihniyetin hâkim olduğu yıllarda
Hüseynov, 1956’da
Hüseynov, “1960 Nesri-Yeni Nesir” olarak adlandırılan edebî anlayış içinde değerlendirilir. Bu neslin özelliklerini ve Azerbaycan kültür hayatındaki etkilerini şu sözlerle özetlemek mümkündür:
“1960 Nesli Azerbaycan’da sadece büyük bir edebi akımın yazarları ve sosyalizm realizmi metodunun katı kurallarını yıkan kişiler olarak değerlendirilmezler, onlar aynı zamanda 1990’lı yıllarda başlayan bağımsızlık hareketinin de öncüleri olarak kabul edilirler. Eserleriyle çok geniş bir okuyucu kitlesine ulaşan bu yazarlar, okuyucularında millî ve manevi duyguların kuvvetlenmesine yardım etmişler, vatan sevgisi, inanç ve yaşamın değeri gibi konularla da özgürlük anlayışının mimarları olmuşlardır” (Adıgüzel, 2007, s 26).
Buraya kadar sözünü ettiğimiz dönem, Hüseynov’un edebî hayatının birinci aşamasını teşkil eder. 1950-1975 yıllarını kapsayan bu dönemde Hüseynov, Sovyet sosyalizminin belirlediği sınırları kırarak şematik ve basmakalıp eserler üretmekten kurtulur. Bu özelliği nedeniyle de sert eleştirilere maruz kalır. Hüseynov’un bu dönemdeki eserlerinin karakteristik özelliği, kahramanlarının psikolojik derinliklerini yoklayan realist nitelikli metinler olmaları ayrıca köy yaşamı ve köylü ahlakını öne çıkarmalarıdır. 1975’ten ölümüne kadarki dönem, Hüseynov’un edebî hayatındaki ikinci aşamadır.